22 Ekim 2026 Perşembe

Cuha ve Babasının Cenazesinin Önünde Ağlayan Çocuğun Hikâyesi

Bir çocuk babasının tabutunun önünde inleyerek ağlıyor ve başını dövüyordu:
"Ey baba! Sonunda, seni toprağın altına koymak için nereye götürüyorlar?
Seni dar ve sıkıntı verici bir eve götürüyorlar; onda ne halı, ne de hasır var.
Ne geceleyin bir kandil, ne de gündüz ekmek; onda ne yemek kokusu, ne de izi var.

Ne yapılmış kapısı, ne çatıya bir yolu, ne de kendisine sığınılacak bir komşu var.
Halkın öpme yeri olan senin gözün, kör ve karanlık bir evde nasıl olacak?
İçinde ne yüzün, ne de rengin kaldığı amansız ve yeri dar bir ev."
Bu şekilde evin özelliklerini sayıyordu ve iki gözünden kanlı yaş akıtıyordu.
Cuha babasına, "Ey değerli baba! Vallahi; bunu bizim eve götürüyorlar" dedi.
Babası, Cuha'ya "Aptal olma" dedi. -Cuha- dedi: "Ey baba! İşaretleri dinle.
Onun birer birer söylediği bu işaretler, tereddüt ve şüphe olmaksızın bizim evindir.
Ne hasır, ne kandil, ne de yemek var; ne kapısı, ne avlusu ve ne de çatısı yapılmış.”
Kendilerinde bu türde yüz işaret vardır, ama asiler bunu nasıl görecekler?
Allah'ın güneşinin ışınlarından ışıksız kalan gönül evi,
Yahudi'nin canı gibi dar ve karanlıktır; merhametli Allah'ın zevkinden nasipsizdir.
O gönle ne güneş ışığı parlar, ne alanı geniştir ve ne de kapısı açılır.
Mezar, senin için böyle gönülden daha hoştur. Artık kendi gönül mezarından yukarı çık.
Ey şuh ve edalı! Dirisin ve diri çocuğusun. Bu dar mezardan dolayı nefesin tutulmuyor mu?
Zamanın Yusuf'u ve gökyüzünün güneşisin. Bu kuyudan ve zindandan çık, yüzünü göster.
Yunus'un, balığın karnında pişti; onun kurtuluşu için Allah'ı tesbih etmekten başka çare yoktur.
O, balığın karnında tesbih etmeseydi, insanların diriltileceği güne kadar hapis ve zindanda kalırdı.
O, Allah'ı tesbih etmekle balığın bedeninden çıktı. Nedir tesbih? Elest gününün işareti.
Canın o tesbihini unuttuysan, balıkların bu tesbihlerini dinle.
Allah'ı gören, Allah'a mensuptur; o denizi gören, o balıktır.
Bu dünya denizdir; beden balık, ruh da sabah ışığından saklı Yunus.
Tesbih ederse, balıktan kurtulur; yoksa içinde hazmedilir ve yok olur.
Bu denizde can balıkları boldur; sen görmüyorsun, çünkü körsün. Ey şaşkın!
O balıklar, kendilerini sana yaklaştırıyorlar; onları açıkça görmek için gözünü aç.
Balıkları bakışla görmüyorsan, senin kulağın onların tesbihini duydu sonuçta.
Sabretmek, senin tesbihlerinin canıdır; sabret, çünkü sabretmek doğru tesbihtir.
Hiç bir tesbihin o dereceleri yoktur; sabret. Sabır ferahlığın anahtarıdır.
Sabır Sırat köprüsü gibidir, öte yanda cennet; her güzelle birlikte çirkin bir lala vardır.
Laladan kaçtığın sürece kavuşma yoktur. Çünkü lala güzelden ayrı değildir.
Ey cam gönüllü! Sen sabır zevkini ne bilirsin? Özellikle de o Çigil güzel için sabretmek.
Mert kişinin zevki savaşmaktan, ileri ve geri hamle etmektendir. Puştun zevkiyse zekerdendir.
Onun zekerden başka dini ve zikri yoktur. Düşüncesi, onu aşağıya götürdü.
Gökyüzüne kadar çıksa ondan korkma; çünkü o, aşağılık aşk amacıyla ders aldı.
Yüceliğe doğru çan sallasa da aşağıya doğru at sürer.
Dilencilerin bayraklarından korkmak nedir? Çünkü onların bayrağı, bir lokma ekmek için bir vesiledir.

 * Mesnevî; 2. Cild, 262 - 263.Sh, 3102-3140. Beyitler


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder