Türk askeri Çanakkale'de dünyanın emperyalistlerine diz çöktürürken tarihler 1915'i gösteriyordu.
Adanalılar savaş esnasında bir bayırda konuşlanarak siperlerine küçük mavi bir plaket takmışlardı.
Hacı Veyiszâde Hoca Efendi bir gün, hem bakkallık hem manavlık yapan Hacı Arif Ağa'nın dükkanına uğramış.
Selamdan sonra Hoca Efendi, devamlı boynuna takdığı yağlığını çıkarmış:
Şuna bir kaç kilo meyve tartiver! demiş.
Dellal Pazarı'nda Halı-Kilim ticareti yapan Hasan Altun Hoca anlatıyor:
Hacı Veyiszâde Hocamız derste, sınıfta, bişiy sorar, sonra; Sen! Sen! Sen!.. diye hızla cevap ister...
Eğer anında cevap çıkmazsa, cevabı kendisi sögleyiverirdi.
Sorunun cevapsız kalmasına tahammül edemezdi.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Eski Üyesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Merkez Konya Şubesi Müdürü Dr.Ahmet Baltacı Hacı Veyiszâde Hoca'yı anlatıyor:
Hacı Veyiszâde Hoca Efendi'nin keskin bir zekâsı vardı.
İmam- Hatip Okulunda bize derse gelen hocaların en yaşlılarından idi.
Meclise gidişleri esnasında bir husus Bediuzzaman'ın dikkatini çekmişti.
Milletvekillerinin bir kısmı namaza karşı lakayt davranmaya başlamıştı.
Halbuki 30 Ağustos 1922'den evvel öyle değildi.
Meclisin mescidi tıklım tıklım dolu olurdu.
Hüzeyl kabilesinden Medineli Hamele, devesine binmiş, kırda gidiyordu. İlerideki vahada koyunlarını otlatan Raşid’in kızı Es’ile’yi gördü. Es’ile, koyunları sürerken rüzgâr yüzündeki örtüyü sıyırmış, onun sahip olduğu fıtrî güzelliği gören Hamele, fikrini bozmaya niyet etmişti. Sürüye yaklaşınca devesini çökertip dizlerinden bağladı, yalnız bulunan Es’ile’ye seslendi:
– Es’ile, beni reddetme. Seninle beraber olalım.
Es’ile’nin cevabı makuldü:
– Buradan derhal uzaklaş. İyi niyet sahibi isen babama müracaat et. Beni eş olarak iste. O seni reddetmez.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Eski Üyesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Merkez Konya Şubesi Müdürü Dr.Ahmet Baltacı Hacı Veyiszâde Hoca'yı anlatıyor:
Öğrencilik yıllarımızda Tahtatepen Demirci Mescidi'nde İmam-Hatip olarak görevliyim.
Camide namazda hatim yaptık.
Cemaatle, Hoca efendiyi duasına çağıralım diye kararlaştırdık.
Hoca Efendi hiç kimseyi kırmadığı gibi bizi de kırmadı, davetimizi kabul etti.
Yatsı namazından sonra hepimizi mesrur eden bir konuşma yaptı, arkasından da dua etti.
Duadan sonra komşular evlerine buyur ettilerse de mazeret beyan etti.
O arada göncülerden Süleyman ağabey, Hoca efendinin kahveyi çok sevdiğini bildiği için hemen gidip kahve pişirtmiş, bir tepsi içinde getirdi, Hoca efendiye ve misafirlere ikram etti.
Arif Etik Hoca anlatıyor:
Bir kış günü, Hacı Veyis Efendi'nin elini öptüm.
Elleri pütür pütürdü.
Sebebini sordum.