Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Eski Üyesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Merkez Konya Şubesi Müdürü Dr.Ahmet Baltacı Hacı Veyiszâde Hoca'yı anlatıyor:
Öğrencilik yıllarımızda Tahtatepen Demirci Mescidi'nde İmam-Hatip olarak görevliyim.
Camide namazda hatim yaptık.
Cemaatle, Hoca efendiyi duasına çağıralım diye kararlaştırdık.
Hoca Efendi hiç kimseyi kırmadığı gibi bizi de kırmadı, davetimizi kabul etti.
Yatsı namazından sonra hepimizi mesrur eden bir konuşma yaptı, arkasından da dua etti.
Duadan sonra komşular evlerine buyur ettilerse de mazeret beyan etti.
O arada göncülerden Süleyman ağabey, Hoca efendinin kahveyi çok sevdiğini bildiği için hemen gidip kahve pişirtmiş, bir tepsi içinde getirdi, Hoca efendiye ve misafirlere ikram etti.
Misafirler arasında Aziziye Camii müezzinliğinden emekli İbrahim Efendi de vardı.
O latifelerini biraz kaba kelimelerle yapardı.
Hatta saf yarımken yeni bir safta durmak isteyenlere cami içinde -af buyurun- "ayı" diye hitap ederek yarım safı doldurmaları hususunda ikaz ederdi.
Ona bazıları önce kızsa da sonraları alışıyordu, yaşlılığına vererek kimse kendisine darılmıyor, gülüp geçiyordu.
İbrahim Efendi, kahve fincanının küçüklüğüne telmihen Hoca Efendi duymasın diye yan tarafa dönerek, çekinerek ve güya yavaşça:
-Ülen hay ayı!
Bülbül çanağı gibi ne bunlar! diye takıldı.
Fakat sesi herkes tarafından duyuldu.
Bu benzetmeye herkes güldü.
Hoca Efendi de duymazlıktan gelemedi.
Ona döndü ve:
-Canım İbrahim Efendi, sen de pek kabasın canım! diye mukabele etti.
İbrahim Efendi, bu sözlerden rahatsız olmadı.
Aksine Hoca efendinin sözlerini adeta bir iltifat olarak kabullendi.
* Hacı Veyiszâde, Mustafa ÖZDAMAR, 1997, s.485, 486.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder