TOPKAPI SARAYI'NIN BÖLÜMLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TOPKAPI SARAYI'NIN BÖLÜMLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2010 Perşembe

Tophane-i Amire

Tophane-i Amire
Tophane-i Amire yüzyıllar boyu üretime yönelik bir endüstri kuramayan Osmanlılar`da savaş endüstrisine yönelik yapıların ilklerindendir.
İstanbul`un fethinde topların oynadığı büyük rolün, kurmayı tasarladığı evrensel imparatorluğun oluşum aşamalarındaki önemini kavrayan Fatih, Galata Surları`nın dışında, Boğaz girişinde Tophane`yi kurdurmuştur.
İlk kurgu, ayrıntılarıyla bilinmese de, Sultan Abdülaziz`e dek geçen süreçte, askeri düzen ve teknolojinin zorunlu kıldığı kapsamlı eklentilerin yaptırıldığını, yangınlar sonucunda sürekli onarım ve yenilemeler olduğunu, Osmanlı kaynakları ayrıntılarıyla belirtmektedir.

Birinci Avlu, Alay Meydanı


1. Avluda Yer Alan Aya İrini Kilisesi
Bab-ı Hümayun’un iç tarafında birinci avlu yer alır. Bu avlu 19 yüzyılda çıkan yangın sonucu büyük hasar görmüştür. Avluda, halkın şikâyet dilekçelerini kabul eden deavi köşkü yer alırdı. Kapının içinde sağda, bir zamanlar saray reviri ve hazine memurlarının ofisleri yer almakta idi. Ayrıca avlunun sağ tarafındaki duvarın arkasında, saray fırınının bulunduğu kısım yer alır. Sol tarafta ise Aya İrini Kilisesi. İmparatorluk darphanesi buraya yakındır ve mekân Bugün darphane müzesi olarak ziyaretçilere açılmıştır. Avlunun sağ dibine doğru cellât çeşmesi adlı bir çeşme bulunmaktadır. Karşıda ise ikinci avluya açılan Bab-üs Selam Kapısı.
Günümüze ulaşmayan Bâb-ı Hümâyûn Köşkü’nden padişah ve Harem halkının, kapı önünde yapılan törenleri izledikleri ve alt katta muhallefat hazinelerinin saklandığı bilinmektedir. Bâb-ı Hümâyûn’u Bâb-üs Selâm’a bağlayan 300 metre uzunluğundaki ağaçlı yol sultanların Cülus, Sefer, Cuma Selamlıklarına ihtişamla geçtiklerine şahit olan bu avlu Elçi alayları, Beşik alayları ile Valide Sultanların saraya taşınmasındaki Valide alaylarına da sahne olmuştur. Solda sarayın ihtiyacını karşılayan odun ambarı ve hasırcılar ocakları bulunmaktaydı. Hamamları, koğuşları, işlikleri, ahırları ile bir bütün teşkil eden bu kısımlar günümüze ulaşamamıştır. Bugün bu yapıların yerinde Kültür Bakanlığı elemanlarının Lojman olarak kullandığı Eczane binası bulunmaktadır.

Bab-ı Hümayun

Bâb-ı Hümâyûn

Topkapı Sarayı’nın on üç civarında kapısı olduğu sanılmaktadır. Bu kapıların birçoğu günümüze kadar gelmemiştir. Saray’ın Bab-ı Hümâyûn Kapısı, Ayasofya’nın denize bakan tarafında ve buradaki III. Ahmet Çeşmesi’nin karşısındadır. Bu kapı, sarayın ana giriş kapısıdır. Padişahlar saraya bu kapıdan girip çıktığı için Saltanat Kapısı olarakta bilinmektedir. İlk olarak Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilmiş ve günümüze kadar birçok onarımdan geçmiştir.
Bu kapı Osmanlı Dönemi’nde sabah ezanı ile açılır, yatsı ezanı ile kapatılırdı. Kapının üzerinde Fatih Sultan Mehmet’in tuğrası ve ilk yapıyı 1478 olarak tarihleyen bir yazıt yer alır. Ali b. Yahya Sufi’nin imzasını taşıyan mermer kabartma olarak yazılmış Besmele ve İnne’l Müllekine ayetinin bulunduğu yaldızlı kitabenin tam metni şu şekildedir;

Alay Köşkü

Alay Köşkü

Alay Köşkünün bulunduğu yerde 16. yüzyıl’da ahşap bir köşk bulunuyordu. Köşkün bugünkü binası 1820 yılında Sultan II. Mahmud (1808-1839) tarafından yaptırılmıştır. Alay Köşkü, Padişah ve erkanının resmi geçitleri izleyebilmesi için yaptırılmıştır.
Sarayın surlarının bir köşesinde Gülhane Parkı’nın içinde kalan köşkün cadde üzerinde yer alan pencere kemerlerinde Hattat Mustafa İzzet Efendi’nin siyah taş üzerinde altın yaldızlı madeni harflerle yazılmış manzum bir eseri de bulunmaktadır. Karşısında Sadrazam’ın devlet işlerini yürüttüğü Bâb-ı Âli Kapısı bulunmaktadır.
Taş konsollar üzerinde çokgen planlı ve yedi cepheli, etrafı pencereli olan köşk, büyük ve tek bir salondan ibarettir.

Bâb-üs Selâm


 Bâb-üs Selâm (Sanal Tur)
Bâb’üs-selâm yani Selamet Kapı’sı, günümüzdeki adıyla Orta Kapı, Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusuna açılan kapıdır. Bugün ziyaretçiler biletle bu kapıdan girmektedirler. Divan-ı Hümayun gibi Osmanlı Devleti’nin Şura Meclisi’nin yer aldığı kısma bu kapıdan girilir. Osmanlı döneminde içinden sadece Padişahın atla geçebildiği kapının üzerinde celî bir hatla Kelime-i Tevhid yazılıdır. Kelime-i Tevhid’in hemen altındaki tuğra Sultan II.Mahmud’a (1808-1839) aittir. Yan taraflarda görülen tuğralar ise Sultan III. Mustafa (1757-1774)’ya aittir. Tuğraların altında 1758 tarihli kitabeler yer alır. Sağ taraftakinin altında Hafız-ı adl ü şerî’at Hazret-i Zıll-i Hodâ yazılıdır yani Şeriatin ve adaletin koruyucusu, Allah’ın şer’i hükümleri icra etmesi sebebiyle yeryüzündeki gölgesi. Kapının iç yüzünde çeşitli kasideler yazılmıştır. Bâbü’s-selâm kapısı, ikinci avlu tarafından, iç taraftan, bakıldığında kapının sağında, duvarda bulunan Sultan Abdülmecid Han’a (1839-1861) ait Tuğra. Tuğra istifinin içeriği, hemen altındaki Ta’lik yazılı metinde Hazreti Abdülmecid Han el-muzaffer daima olarak yazılıdır.

İkinci Avlu,Topkapı Sarayı

İkinci Avlu

Bab-üs Selam kapısınının iç tarafında ikinci avlu yer alır. Fatih Sultan Mehmed’in (1451-1481) tasarladığı devlet ve saray düzeninin yönetim etkinlikleriyle ilgili yapılarının yer aldığı bir avludur. Devletin asal görevlerini simgelemesi amaçlanarak yapılandırılmış avluya bu nedenle Divan meydanı veya Adalet meydanı denilmekteydi. Avlu, Fatih Sultan Mehmed döneminde biçimlendirilmiş ve 1478’de Sûr-ı Sultâni’nin ve Has Ahırların yapılışıyla tamamlanmıştır. Ancak Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) döneminde avlu İmparatorluğun görkemini yansıtacak yapısal değişikliklere uğramıştır. Yeni bir Divan-ı Hümâyûn yapılmış, eski Divanhane’ye yeni fonksiyon verilmiş, Dış Hazine büyütülmüş yada yeniden yapılmış ve avlu sütunlu revaklarla çevrelenmiştir.

Matbah-ı Âmire


Matbah-ı Âmire (Saray Mutfakları) sarayın önemli bölümlerindendir. Bazı mutfaklar 15. yüzyılda inşa edildi. Mutfaklar Kanuni Sultan Süleyman döneminde genişletilmiştir, ama 1574 yılında çkan yangın sonucu büyük zarar görmüştür. Yangından sonra mutfaklar Mimar Sinan tarafından onarılmıştır.
8 bölümden oluşan mutfakta her bölümün ayrı ocağı, ayrı fırını ve farklı uzmanlık alanları olan aşçı ve yamakları bulunur. 16. yüzyılda Saray mutfağında, hamurcular, simitçiler, pilavcılar, kebapçılar, kuşhaneciler, sebzeciler ve tatlıcılardan oluşan 60 kişilik aşçılar grubu ve 200 yamak çalışırdı. Başlarında ise üst rütbeli bir görevli olarak Aşçıbaşı yer alırdı. Matbah-ı Âmire mutfaklarla birlikte içinde sebzehane, kiler, kasap işletmesi gibi birçok kuruluşu barındırırdı. Saray mutfakları ikisi helvaheneye ait olmak üzere 10 gözden oluşuyordu. Bütün bu mutfaklar, sarayın Birun kısmında ikinci avlunun sağ tarafında inşa edilmişti.

Adalet Kulesi


Topkapı Sarayının Bölümlerinden Adalet Kulesi
Padişahların divan toplantılarını dinledikleri Adalet Kasrı Fatih Sultan Mehmed döneminde bağımsız kule şeklinde bir bina olarak yapılmıştır ve 1527-1529 tarihleri arasında Kanunis Sultan Süleyman döneminde yenilenmiştir. Benzerleri Edirne ve Manisa saraylarında da var olan yapının, Osmanlı Devleti’nin adaleti her şeyin üzerinde tuttuğunu ifade eden sembolik bir anlamı vardır. Çeşitli tamirler gören Adalet Kulesi Sultan II. Mahmud döneminde (1819-1820) yıllarında yenilenerek yükseltilmiştir. Daha sonra, 19 yüzyılda Sultan Abdülaziz döneminde bugünkü yüksek ve sivri külahlı görünümünü kazanmıştır.
Topkapı Sarayının Bölümlerinden Adalet Kulesi ve Has Ahırlar