| Hürrem Sultan; hep entrikalarla, oyunlarla anlatılıyor. Oysa o, bunlardan çok hayırlarıyla anılması gereken bir kadın. Bir ömre sığmayacak kadar çok hayratı var. Bulgaris-tan'dan Mekke'ye kadar pek çok şehri, ihtiyacı olan yapılarla süslemiş. Ölmeden bir yıl önce, Peygamber Efendimiz'in (sas) hadis-i şerifine nail olabilmek için Kudüs'te yaptırdığı 'Haseki Sultan İmareti' bunlardan biri sadece. | |
| Tarih, 18 Nisan 1558. Yedi iklime nam salmış Muhteşem Süleyman'ın sarayında yas var. Hükümdarın gözünden bile sakındığı, hası, hasekisi, Hürrem Sultan ebedi âleme intikal etti. Ardında kalanlar ise sadece, daha çok romanlarda, dizilerde bahsedilen cinayetler, entrikalar ve kıskançlıklar... Peki, büyük bir devletin adı en çok bilinen kadın sultanını anlatmaya, bunlar yeterli mi? Günün şartları göz önüne alınmadan yapılan acımasız eleştiriler, Hürrem Sultan'ı hep kötü anlattı, anlatmaya da devam ediyor. Sultan üzerine yapılmış gerçek bir akademik çalışma olmamasına rağmen, Batılı hayalperestler ya da bazı kesimler onun, Kanuni ile geçirdiği 40 yıllık ömürde sadece ihtiraslarını görüyor, hayırseverliğine değinmiyor. Ama, Hürrem Sultan ömrünü, hakkında söylenenleri gölgede bırakacak hayırlarla donatmış. İşte onun unutulan özelliği: 'Hayırseverliği!' Pek çok şehirde adı yaşıyor! O, yardımseverliğini saraya geldiği ilk yıllarda gösterir. Cariyeyken aldığı maaşı, "Burada, paraya ihtiyacım olmuyor!" diyerek Mekke'ye göndermek ister. Fakat, cariyelerin bağışta bulunması için azat edilmesi gerekir. O da, Kanuni Sultan Süleyman'a mektup yazarak halini arz eder. Padişah, onu özgür bırakır. Hürrem de, yıllık altı bin altın bağışta bulunur Mekke'ye. Cariyeliğinde yaptığı yardımlar, Haseki Sultan olduktan sonra da, çeşitli şehirlere yaptırdığı cami, imaret, kervansaray gibi hayratlarla devam eder. Eserlerin çoğu da, Mimar Sinan'a yaptırılır. Bunlardan biri, Ahmet Refik'in, 'Türk Mimarları' kitabında yazdığı Edirne su yolları. Hürrem Sultan, savaş zamanında Kanuni ile kışı geçirdiği, nazarında pek kıymetli olan Edirne'ye, 1539'da Mimar Sinan'a talimat vererek, 20. yüzyıla kadar kullanılacak bir su yolu yaptırmış. Edirne'nin Küçükdöllük köyündeki su yolu kemerleri hâlâ ayakta. İslam Ansiklopedisi'ne göre; Uzunköprü'de de, Haseki Sultan adını taşıyan bir kervansaray ve cami inşa ettirmiş. Mimar Sinan'ın eserlerinin yazılı olduğu tezkirelere göre, Hürrem Sultan, Mekke ve Medine'ye de kendi adıyla imaret yaptırmış fakat bu yapılar, günümüze ulaşamamış. Bulgaristan'ın, eski adı Cisr-i Mustafa Paşa olan Svilengrad kasabasına da uzanmış Sultan'ın eli. Tezkireler, onun bu kasabaya, Haseki Sultan adını taşıyan cami, imaret ve kervansaray yaptırdığını bildiriyor. İstanbul ve Kudüs ise, Hürrem hakkında anlatılan olumsuz halleri gölgede bırakacak, en önemli yapılara sahip şehirler. |
ibretlik hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ibretlik hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Ocak 2011 Pazar
Hürrem Sultan Kimdir?
1 Mayıs 2010 Cumartesi
DİŞ KİRASI REKORU
Eski Ramazan iftarlarının bize mahsus güzel âdetlerinden biri de “diş kirası”dır.
Misafirler, hane sahibine veda ederken bir miktar para veya hediye verilerek uğurlanırlar.
Diş kirası denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, ağzınızı iftar sahibinin damak zevkine kiralamış olmanızdır.
30 Nisan 2010 Cuma
BEN Kİ……..
Kanuni Sultan SÜLEYMAN’ın, Habsburgların efsanevi kralı Şarlken’e yazdığı mektuptur.
Ben ki Sultanların Sultanı, Akdeniz’in, Karadeniz’in, Rumeli’nin, Anadolu’nun, Karaman’ın, Erzurum’un, Diyarbakır’ın, Kürdistan’ın, Luristan’ın, Acem’in, Mısır ve Şam’ın, Halep’in, Kudüs’ün ve bütün Arabistan vilayetlerinin, Bağdat, Basra, Yemen memleketlerinin, Kırım ve Macar tahtına ait yerlerin ve daha kılıcımızla alınmış nice ülkelerin Padişahı Sultan Süleyman Şah’ım. Sen ki, İspanya vilayetinin kralı Karlo’sun.
Yüce kapımıza sen ve kardeşin ayrı ayrı mektuplar gönderip bize dokunmayın diye ricada bulunmuşsunuz. Merhamet ederek size 5 yıl süreyle dokunmamak üzere eman verdik. Ancak bir şartla: Bu sürede benim topraklarıma ‘kurudan veya yaştan bir sebeple’ saldırmayacaksınız. Korumam altında bulunan Fransa Kralı ve Venedik Doçu’na da dokunmayacaksınız. Mutluluk dağıtan kapımız size daima açıktır. Ne zaman isterseniz başvurabilirsiniz.
Ben ki Sultanların Sultanı, Akdeniz’in, Karadeniz’in, Rumeli’nin, Anadolu’nun, Karaman’ın, Erzurum’un, Diyarbakır’ın, Kürdistan’ın, Luristan’ın, Acem’in, Mısır ve Şam’ın, Halep’in, Kudüs’ün ve bütün Arabistan vilayetlerinin, Bağdat, Basra, Yemen memleketlerinin, Kırım ve Macar tahtına ait yerlerin ve daha kılıcımızla alınmış nice ülkelerin Padişahı Sultan Süleyman Şah’ım. Sen ki, İspanya vilayetinin kralı Karlo’sun.
Yüce kapımıza sen ve kardeşin ayrı ayrı mektuplar gönderip bize dokunmayın diye ricada bulunmuşsunuz. Merhamet ederek size 5 yıl süreyle dokunmamak üzere eman verdik. Ancak bir şartla: Bu sürede benim topraklarıma ‘kurudan veya yaştan bir sebeple’ saldırmayacaksınız. Korumam altında bulunan Fransa Kralı ve Venedik Doçu’na da dokunmayacaksınız. Mutluluk dağıtan kapımız size daima açıktır. Ne zaman isterseniz başvurabilirsiniz.
TURGUT REİS
"Dragut geliyor!.. Kaçın Dragut geliyor!." Akdeniz'e kıyısı bulunan Hıristiyan devletlerin vatandaşları, ne zaman denizde bir Osmanlı bayrağı dalgalansa, böyle çığlık çığlığa bağırıp sahilden iç kesimlere doğru kaçarlarmış...
Analar, ağlayan çocuklarını "Dragut geliyor" (Turgut" demeye dilleri dönmediği için "Dragut" derlermiş) diye korkutup sustururlarmış.
Kışı geçirmek üzere çekildiği Cerbe Koyu'nda çok iyi hazırlanmış amansız düşmanları tarafından kıstırılınca başvurduğu yönteme hayran olmamak mümkün değil. Koy içinden tepelere yağlı kızaklar döşemiş, sonra da tıpkı Fatih Sultan Mehmed gibi, bütün gemilerini kızakların üstünden kaydırıp tepeyi aşırtmış, ve adanın öbür tarafında denize indirmişti.
Analar, ağlayan çocuklarını "Dragut geliyor" (Turgut" demeye dilleri dönmediği için "Dragut" derlermiş) diye korkutup sustururlarmış.
Kışı geçirmek üzere çekildiği Cerbe Koyu'nda çok iyi hazırlanmış amansız düşmanları tarafından kıstırılınca başvurduğu yönteme hayran olmamak mümkün değil. Koy içinden tepelere yağlı kızaklar döşemiş, sonra da tıpkı Fatih Sultan Mehmed gibi, bütün gemilerini kızakların üstünden kaydırıp tepeyi aşırtmış, ve adanın öbür tarafında denize indirmişti.
BU MİLLET NELER ÇEKTİ
Bundan doksan sene önce. Muallim Hacı Selim’in "Anadolu Harpzedeleri" isimli hatıratından 1.Dünya Harbini anlatan bir ibret manzarası:
-Of!... bir kere görmüş olsa idiniz. Ne dehşetli bir yer! İnsan söylemekten aciz.
Yolun iki tarafı kana bulanmış, bir çok insan cenazeleri, hayvanat iaşeleri, kırık araba ve tüfek parçaları dolmuştu. Diri bir kimse yoklu! Ben korkudan yaprak gibi titriyor ve ağlıyordum, Lakin ne fayda.
Kana bulanmış bir asker torbası buldum ve sevindim.
İçinde dört parça ekmek vardı. Ekmeği yiyerek, ayağım Topallayarak nereye gittiğimi bilmeden yürürken yolun kenarındaki cenazeler arasından:
-Of!... bir kere görmüş olsa idiniz. Ne dehşetli bir yer! İnsan söylemekten aciz.
Yolun iki tarafı kana bulanmış, bir çok insan cenazeleri, hayvanat iaşeleri, kırık araba ve tüfek parçaları dolmuştu. Diri bir kimse yoklu! Ben korkudan yaprak gibi titriyor ve ağlıyordum, Lakin ne fayda.
Kana bulanmış bir asker torbası buldum ve sevindim.
İçinde dört parça ekmek vardı. Ekmeği yiyerek, ayağım Topallayarak nereye gittiğimi bilmeden yürürken yolun kenarındaki cenazeler arasından:
28 Nisan 2010 Çarşamba
Hey gidi Osmanlı hey!
Osmanlı İmparatorluğu'ndan doğan ülkeler ile Osmanlı'nın hükmettiği yıllar...
***
Avrupa:
1. Türkiye
2. Bulgaristan (545 yıl)
3. Yunanistan (400 yıl)
4. Sırbistan (539 yıl)
5. Karadağ (539 yıl)
6. Bosna-Hersek (539 yıl)
7. Hırvatistan (539 yıl)
8. Makedonya (539 yıl)
9. Slovenya (250 yıl)
10. Romanya (490 yıl)
11. Slovakya (20 yıl) Osmanlı adı: Uyvar
12. Macaristan (160 yıl)
13. Moldova (490 yıl)
14. Ukrayna (308 yıl)
15. Azerbaycan (25 yıl)
16. Gürcistan (400 yıl)
17. Ermenistan (20 yıl)
18. Güney Kıbrıs (293 yıl)
19. Kuzey Kıbrıs (293 yıl)
20. Rusya'nın güney toprakları (291 yıl)
21. Polonya (25 yıl) -himaye- Osmanlı adı: Lehistan
22. İtalya'nın güneydoğu kıyıları (20 yıl)
23. Arnavutluk (435 yıl)
24. Belarus (25 yıl) -himaye-
25. Litvanya (25 yıl) -himaye-
26. Letonya (25 yıl) -himaye-
27. Kosova (539 yıl)
28. Voyvodina (166 yıl) Osmanlı adı: Banat Asya
***
Asya:
***
Avrupa:
1. Türkiye
2. Bulgaristan (545 yıl)
3. Yunanistan (400 yıl)
4. Sırbistan (539 yıl)
5. Karadağ (539 yıl)
6. Bosna-Hersek (539 yıl)
7. Hırvatistan (539 yıl)
8. Makedonya (539 yıl)
9. Slovenya (250 yıl)
10. Romanya (490 yıl)
11. Slovakya (20 yıl) Osmanlı adı: Uyvar
12. Macaristan (160 yıl)
13. Moldova (490 yıl)
14. Ukrayna (308 yıl)
15. Azerbaycan (25 yıl)
16. Gürcistan (400 yıl)
17. Ermenistan (20 yıl)
18. Güney Kıbrıs (293 yıl)
19. Kuzey Kıbrıs (293 yıl)
20. Rusya'nın güney toprakları (291 yıl)
21. Polonya (25 yıl) -himaye- Osmanlı adı: Lehistan
22. İtalya'nın güneydoğu kıyıları (20 yıl)
23. Arnavutluk (435 yıl)
24. Belarus (25 yıl) -himaye-
25. Litvanya (25 yıl) -himaye-
26. Letonya (25 yıl) -himaye-
27. Kosova (539 yıl)
28. Voyvodina (166 yıl) Osmanlı adı: Banat Asya
***
Asya:
ERTUĞRUL GAZl'NİN RÜ'YASI
Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen Oğuz boylarından Kayı Boyu'nun reisidir. Kayı aşireti Ertuğrul Gazi'nin komutasında Söğüt bölgesine yerleşmiştir. Ertuğrul Gazi'nin Söğüt'e yerleşmelerinin akabinde gerek kahramanlıkları ve gerekse boylarının gelişip saygınlaşması cihan imparatorluğunun müjdelerini vermeye başlamıştı.
Ertuğrul Gazi bir gece ulemâdan bir zâta misafir oldu. Ertuğrul Gazi, sohbet sırasında, yüksekçe bir yerde duran kitabı göstererek ne olduğunu sordu.
Ev sahibi, "Bu kitap Allâhü Teâlâ'nın Rasûlüne indirdiği Kur'an-ı Kerim'dir." cevabını verdi. Ev sahibi uyumak için kendi odasına gittiğinde Ertuğrul Gazi, mushafın bulunduğu odada bu kutsal kitaba karşı hürmet ve tazimle sabaha kadar ayakta durdu.
Ertuğrul Gazi bir gece ulemâdan bir zâta misafir oldu. Ertuğrul Gazi, sohbet sırasında, yüksekçe bir yerde duran kitabı göstererek ne olduğunu sordu.
Ev sahibi, "Bu kitap Allâhü Teâlâ'nın Rasûlüne indirdiği Kur'an-ı Kerim'dir." cevabını verdi. Ev sahibi uyumak için kendi odasına gittiğinde Ertuğrul Gazi, mushafın bulunduğu odada bu kutsal kitaba karşı hürmet ve tazimle sabaha kadar ayakta durdu.
YALAN YERE YEMİN
Sadrazam Koca Ragıp Paşa, makamına çağırdığı memurlara:
"Rüşvet alıp almadığınızı bilmek istiyorum" demiş. "Almadığınıza dair yemin edebilir misiniz?"
Hepsi de almadıklarına dair yemin etmişler. Fakat Şair Haşmet, suskun kalıyormuş. Paşa, şaire dönerek:
"Haşmet!" demiş, "Sen niçin yemin etmiyorsun?"
Şair Haşmet: "Paşam" demiş.
"Yalan yere yemin edenlerin çatlayıp öldüklerini söylerler. Biraz bekliyorum. Çatlamazlarsa, ben de yemin edeceğim."
"Rüşvet alıp almadığınızı bilmek istiyorum" demiş. "Almadığınıza dair yemin edebilir misiniz?"
Hepsi de almadıklarına dair yemin etmişler. Fakat Şair Haşmet, suskun kalıyormuş. Paşa, şaire dönerek:
"Haşmet!" demiş, "Sen niçin yemin etmiyorsun?"
Şair Haşmet: "Paşam" demiş.
"Yalan yere yemin edenlerin çatlayıp öldüklerini söylerler. Biraz bekliyorum. Çatlamazlarsa, ben de yemin edeceğim."
SİZİN ADINIZI SİLER, ONUNKİNİ YAZARIZ
Şair Haşmet’in çok güzel bir defteri varmış. Buraya kendine göre aptalca iş yapanların adlarını yazarmış. Haşmet’in böyle bir defter tuttuğu padişahın kulağım gitmiş. Padişah, Koca Ragıp Paşa'ya:
"Şu senin şair Haşmet'în böyle bir defteri varmış?. Onu al ve bana gönder! Bakalım kimlerin adları var?" diye ricada bulunmuş.
Ragıp Paşa defteri temin edip padişaha göndermiş. Zevkle ve merakla defterin sayfalarını karıştırırken birden kendi ismine de rastlamasın mı? Hemen şair Haşmet’i huzuruna çağırmış ve azarlamış:
"Şu senin şair Haşmet'în böyle bir defteri varmış?. Onu al ve bana gönder! Bakalım kimlerin adları var?" diye ricada bulunmuş.
Ragıp Paşa defteri temin edip padişaha göndermiş. Zevkle ve merakla defterin sayfalarını karıştırırken birden kendi ismine de rastlamasın mı? Hemen şair Haşmet’i huzuruna çağırmış ve azarlamış:
MİMAR SİNAN
Kanuni Sultan Süleyman devri.. O vakitler istanbul'da su sıkıntısı var.. Problemi çözmek için Sultan Süleyman, Mimar Sinan'ı makamına çağırır ve "Mimarbaşı, halkımızın ihtiyacını karşılamak için bir şeyler düşünmez misin?.." der. Sinan, cevap verir:
"Sultanım, müsaade buyurun, ben istanbul'un çevresini dolaşıp,mevcut, suları bir inceleyeyim!."
Koca Sinan, Çekmece'den başlayarak, Beşiktaş'a kadar istanbul'un bütün derelerini, akan sularını tespit eder.. En kestirme biçimde Dersaadete nasıl su getirilebilir, günlerce hesabını yapar ve Kanuni'nin huzuruna çıkar..
Sorar Kanuni:
"Mimarbaşı, İstanbul'a su getirmek mumkün müdür?.."
Mimarbaşının cevabı nettir:
"Sultanım, müsaade buyurun, ben istanbul'un çevresini dolaşıp,mevcut, suları bir inceleyeyim!."
Koca Sinan, Çekmece'den başlayarak, Beşiktaş'a kadar istanbul'un bütün derelerini, akan sularını tespit eder.. En kestirme biçimde Dersaadete nasıl su getirilebilir, günlerce hesabını yapar ve Kanuni'nin huzuruna çıkar..
Sorar Kanuni:
"Mimarbaşı, İstanbul'a su getirmek mumkün müdür?.."
Mimarbaşının cevabı nettir:
III. Selim’in Nât’ı
Sultan III. Selim, Fahr-i Kâinat’ın nezih ruhuna ithafen yazdığı Nât’ta, şu benzersiz duyguları terennüm etmiştir:
N’ola fahr etse yazarken hâme na’t u midhatin,
Ol Resûl-i Kibriyânın vasf-ı zât-ı devletin.
Bî-nazîr mahbûb-ı Hak’tır görmemiş mislin felek,
Nûrdan bir serve benzetmiş görenler kâmetin.
N’ola fahr etse yazarken hâme na’t u midhatin,
Ol Resûl-i Kibriyânın vasf-ı zât-ı devletin.
Bî-nazîr mahbûb-ı Hak’tır görmemiş mislin felek,
Nûrdan bir serve benzetmiş görenler kâmetin.
FETİH NE ZAMAN?
Sultan Fatih, kuşatma günleri uzayıp fetih gerçekleşmeyince, vezir Ahmed Paşa yi Akşemseddin Hz.ne gönderip fethin kesin zamanını sormuş, O da:
"Cemaziyel evvel ayının yirminci gönü seher vakti" demişti.
(Solakzade, Tarih, s. 200; Enîsî, 4666, v.9b)
Aynen dediği gibi olunca, Akşemseddin Hz.ne fethin zamanını nasıl bildiğini sordular. Cevap verdi:
"Kardeşim Hızır (aleyhisselam) ile ilm-i ledünnîde Kostantiniyye'nin fethini vaktiyle (daha önce) keşfetmiştik. fetih gerçekleştiği gün Hızır'ı gördüm. bir çok veliler ile askerin önünde kaleye girdiler. kale fetholunduktan sonra Hızır kardeşimi gördüm ki, kale duvarı üzerine çıkmış oturmuştu."
Çamlıca Basın Yayın Dağıtım A.Ş.'nin Osmanlı Tarihi, c.1
"Cemaziyel evvel ayının yirminci gönü seher vakti" demişti.
(Solakzade, Tarih, s. 200; Enîsî, 4666, v.9b)
Aynen dediği gibi olunca, Akşemseddin Hz.ne fethin zamanını nasıl bildiğini sordular. Cevap verdi:
"Kardeşim Hızır (aleyhisselam) ile ilm-i ledünnîde Kostantiniyye'nin fethini vaktiyle (daha önce) keşfetmiştik. fetih gerçekleştiği gün Hızır'ı gördüm. bir çok veliler ile askerin önünde kaleye girdiler. kale fetholunduktan sonra Hızır kardeşimi gördüm ki, kale duvarı üzerine çıkmış oturmuştu."
Çamlıca Basın Yayın Dağıtım A.Ş.'nin Osmanlı Tarihi, c.1
İSTANBUL'UN FETHi'nde Manevi Yardımlar
Sultan Fatih, istanbul'un Fethi hakkında Akşemseddin Hz. ile sohbet ederken, "Bana öyle bir dua öğret ki, fetih için bana yardimi olsun" der. Akşemseddin Hz. de:
"Zikrin, 'Destur Ya Ahmed' demek olsun. Şeyh Ahmed'den himmet (yardım)taleb et, der.
Bu zikre devam eden Fatih sorar: "Şeyh Ahmed kimdir ki, tazarru ve niyaz eyledim?"
Akşemseddin Hz.nin cevabı:
"Şeyh Ahmed, bu zamanın tasarruf sahibi ve kutbudur."
Şeyh Ahmed, Özbekistan'da / Semerkand'da bulunan Ubeydullah Ahrar Hazretleridir.
Fatih, bu zikrini fetih esnasında devamlı surette tekrarladı ve fetih müyesser oldu..
(Enîsî, Menakıb-ı Akşemseddin. Süleymaniye Kütüb. Hacı Mahm. kısm. No:4666, v.10a-10b)
ismi geçen Ubeydullah Ahrar Hz.nin torunu Hace Muhammed Kasım şunları anlatıyor:
"Ubeydullah Ahrar Hz. bir gün, öğleden sonra aniden atınin hazırlanmasını istedi. Atı hazırlanınca, binip Semerkand'dan sür'atle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da arkasından gittiler. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkand'ın dışında bir yerde talebelerine:
"Siz burada durunuz" dedi.
"Zikrin, 'Destur Ya Ahmed' demek olsun. Şeyh Ahmed'den himmet (yardım)taleb et, der.
Bu zikre devam eden Fatih sorar: "Şeyh Ahmed kimdir ki, tazarru ve niyaz eyledim?"
Akşemseddin Hz.nin cevabı:
"Şeyh Ahmed, bu zamanın tasarruf sahibi ve kutbudur."
Şeyh Ahmed, Özbekistan'da / Semerkand'da bulunan Ubeydullah Ahrar Hazretleridir.
Fatih, bu zikrini fetih esnasında devamlı surette tekrarladı ve fetih müyesser oldu..
(Enîsî, Menakıb-ı Akşemseddin. Süleymaniye Kütüb. Hacı Mahm. kısm. No:4666, v.10a-10b)
ismi geçen Ubeydullah Ahrar Hz.nin torunu Hace Muhammed Kasım şunları anlatıyor:
"Ubeydullah Ahrar Hz. bir gün, öğleden sonra aniden atınin hazırlanmasını istedi. Atı hazırlanınca, binip Semerkand'dan sür'atle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da arkasından gittiler. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkand'ın dışında bir yerde talebelerine:
"Siz burada durunuz" dedi.
“İzmir’i bombalayın!”
Roosevelt emir verdi:
Tarihlerimiz yazmaz ama 1897’de İzmir limanına izinsiz girmeye kalkan “Bancroft” adlı ABD savaş gemisine kıyıdaki topçularımız tarafından ateş açılmıştı. (Muhtemelen bir ABD gemisine açtığımız son ateştir bu. Kaynak: “Roosevelt and the Sultans”, Willam James Hourihan’ın 1975’te Massachusetts Üniversitesi’nde hazırladığı doktora tezi, s. 148.) O sırada İspanya ile uğrayan ABD bunu yutmuş göründü ve hesaplaşmayı erteledi.
1901’de başkanlık koltuğuna oturan Roosevelt, Osmanlı’ya gereken dersin verilmesini, hatta gerekirse bir savaş açılmasını bile düşünmüştü. Osmanlı donanması, ABD’nin devasa savaş gemilerini durdurma kudretinden mahrum değil miydi? Bir filo gönderirdiniz, olur biterdi. Ancak uyanık birisi olduğunu anladığımız Savaş Bakanı Elihu Root uyardı kendisini. Bu Türkler kolay lokma değillerdi. Evet Türklerin deniz kuvvetleri dökülüyordu ama kara kuvvetleri “kaya gibi sağlamdı” ve teke tek kaldıklarında “Türklerin eline değme Avrupa askeri su dökemezdi”.
Tarihlerimiz yazmaz ama 1897’de İzmir limanına izinsiz girmeye kalkan “Bancroft” adlı ABD savaş gemisine kıyıdaki topçularımız tarafından ateş açılmıştı. (Muhtemelen bir ABD gemisine açtığımız son ateştir bu. Kaynak: “Roosevelt and the Sultans”, Willam James Hourihan’ın 1975’te Massachusetts Üniversitesi’nde hazırladığı doktora tezi, s. 148.) O sırada İspanya ile uğrayan ABD bunu yutmuş göründü ve hesaplaşmayı erteledi.
1901’de başkanlık koltuğuna oturan Roosevelt, Osmanlı’ya gereken dersin verilmesini, hatta gerekirse bir savaş açılmasını bile düşünmüştü. Osmanlı donanması, ABD’nin devasa savaş gemilerini durdurma kudretinden mahrum değil miydi? Bir filo gönderirdiniz, olur biterdi. Ancak uyanık birisi olduğunu anladığımız Savaş Bakanı Elihu Root uyardı kendisini. Bu Türkler kolay lokma değillerdi. Evet Türklerin deniz kuvvetleri dökülüyordu ama kara kuvvetleri “kaya gibi sağlamdı” ve teke tek kaldıklarında “Türklerin eline değme Avrupa askeri su dökemezdi”.
SULTAN REŞAT’IN HASSASİYETİ
Sultan Reşad bir gün bu emanetlerin bulunduğu odayı ziyaret eder. Cihan Savaşı yıllarıdır. Perdeleri ve hırka-i saadet kisvesini hırpalanmış ve eskimiş bulur ve çok üzülür. "Daire-i Saadet'i ziyaretim sırasında ziyadesiyle üzüldüm ve mahcup oldum. Benim elbiselerim pırıl pırıl olsun da perdeler kapkara kararıp geçsin. Ben ki Peygamber Efendimiz Hazretleri'nin kölesiyim. Köle öyle olur da efendisi böyle mi olur?" diye etrafındakilere sitemde bulunan Padişah, kisveleri hemen yeniletir.
Osmanlı Zabiti
Miralay Sadık Sabri Bey, bir gün Mustafa Sabri Efendilere gelmişti.
Orada anlattı:
Miralay (Albay) Sadik Sabri Bey anlatıyor:
Osmanlı Zabiti
Miralay Sadık Sabri Bey, bir gün Mustafa Sabri Efendilere gelmişti.
Orada anlattı:
Miralay (Albay) Sadik Sabri Bey anlatıyor:
NİÇİN BAŞBAĞLAR?..
Anadolu Şamanlarının desteğini alarak Osmanlıya savaş açan Şah ismail, tam bir din düşmanıydı. Masumları kılıçtan
geçiriyor, özellikle baskın yaptığı bölgelerdeki "Sünnî ulemayı" hedef alıyordu. bu doğrudan islam'ı hedef alan bir
yürüyüştü, Erzincan'a... ve dikkat: Başbağlar'a kadar süren bir "katliam" yurüyüşüydü!..
Osmanlı Padişahı Yavuz Suttan Selim'in gönderdiği mektuptaki, fitne çıkarıyor. İslam büyüklerine küfür ediyorsunuz.
Bunun cezası ölümdür.."uyarısı da işe yaramamıştı.
geçiriyor, özellikle baskın yaptığı bölgelerdeki "Sünnî ulemayı" hedef alıyordu. bu doğrudan islam'ı hedef alan bir
yürüyüştü, Erzincan'a... ve dikkat: Başbağlar'a kadar süren bir "katliam" yurüyüşüydü!..
Osmanlı Padişahı Yavuz Suttan Selim'in gönderdiği mektuptaki, fitne çıkarıyor. İslam büyüklerine küfür ediyorsunuz.
Bunun cezası ölümdür.."uyarısı da işe yaramamıştı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)