Bir akıllı bir at üzerinde ilerlemekteydi; uyuyan birinin ağzına yılan girmekteydi.
Bu atlı bunu gördü; yılanı kaçırmak için koştu, fırsat bulamadı.
Aklının yardımı çok olduğu için uyuyana kuvvetlice bir kaç kalın sopa vurdu.
O sert sopanın acısı, onu atlıdan kaçar hâlde bir ağacın altına kadar götürdü.
Çürük elma çok dökülmüştü; -atlı- "Ey derde sarılan! Bunlardan ye" dedi.
Ona o kadar elma yedirdi ki ağzından geri çıkmaktaydı.
Bağırıyordu: "Ey Bey! Peki, cefa görmeden niçin bana kastettin?
Senin, benim canımla gerçekten kavgan varsa kılıç vur, tamamen kanımı dök.
Sana göründüğüm uğursuz bir andı. Senin yüzünü görmeyene ne mutlu!
Cinâyet işlemeden, günahsız yere az çok bir şey olmadan bu zulmü kâfirler -bile- uygun görmez.
Ağzımdan sözle birlikte kan fışkırıyor. Ey Allah'ım! Artık karşılığını sen ver."
O her an yeni lanetler ediyordu; Atlı da "Bu ovada koş" diyerek ona vuruyordu.
Kalın sopa darbesi ve rüzgâr gibi atlı bir arada; o koşmakta ve tekrar yere kapaklanmaktaydı.
Midesi dolu, uykulu ve güçsüzdü, ayak ve yüzünde yüz binlerce yara oldu.
Atlı gece vaktine kadar onu çekip bırakıyordu; böylece safradan kusması başladı.
İyi ve kötü yedikleri ondan çıktı, o yedikleriyle yılan ondan dışarı fırladı.
Kendinden çıkan o yılanı görünce, o güzel davranışlıya secde etti.
O kara, çirkin, iri yılanın korkusunu görünce o dertleri kayboldu.
Dedi: "Sen, bizatihi rahmet Cebrail'i misin? Yoksa nimet sahibi olan efendi misin?
Beni gördüğün ey mübarek saat! Ölmüştüm, bana yeni can bağışladın.
Sen anneler gibi beni arıyordun, bense eşekler gibi senden kaçıyordum.
Eşek eşekliğinden dolayı efendisinden kaçar, sahibiyse asaletli oluşundan dolayı ardında.
Kâr ve zarar için onu aramaz, ama kurt veya canavar onu parçalamasın diye arar.
Senin yüzünü görene ya da ansızın senin mahallene düşene ne mutlu!
Ey temiz canın seni övdüğü kişi! Sana ne kadar saçma ve yersiz söz söyledim.
Ey efendi, padişahlar padişahı, bey! Ben demedim, cahilliğim söyledi, onu sayma.
Bu hâlden bir nebze bilseydim, nasıl yersiz söz söyleyebilirdim?
Durumdan bana bir sır deseydin, sana çok övgüler söylerdim.
Fakat susup kızıyordun; susarak başıma vuruyordun.
Başım aptallaştı, aklım başımdan çıktı; özellikle de beyni az olan bu başım.
Affet, ey güzel yüzlü, güzel işli! Delilikle söylediğimi affet."
-Atlı-dedi: "Ben ondan sana bir sır söyleseydim o zaman, senin ödün su olurdu.
Ben yılanın özelliklerini sana söyleseydim, korkudan canın çıkardı."
Mustafa buyurdu: "Canınızda bulunan düşmanı doğruca anlatırsam,
Korkusuz kişilerin ödleri patlar, ne yol gider, ne bir işin üzüntüsünü çeker.
Onun gönlünün ne yakarışa gücü kalır; ne de vücudunun oruç ve namaza kuvveti olur."
Kedinin önündeki bir fare gibi yok olur; kurdun önündeki kuzu gibi yiter.
Onda ne fikir kalır, ne gidiş. Öyleyse ben sizi, söylemeden yetiştireyim.
Ebû Bekr-i Rubabi gibi susarım; Davud gibi demire el atarım.
Böylece imkânsız olan, benim elimle çözümlenir; kanadı yolunmuş kuş, kanatlanır.
Çünkü "Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir"; bizim elimiz için Allah, "Kendi elim" buyurmuştur.
Öyleyse benim, kesin olarak uzun elim vardır, yedinci göğü geçmiştir.
Benim elim gökyüzünde hüner gösterdi. Ey okuyan! "Ay yanıldı" âyetini oku.
Bu anlatış, akılların zayıf olması sebebiyledir; zayıf olanlara kudreti açıklamak, nasıl uygun olur?
Uykudan başını kaldırdığında sen bilirsin. -Konu- tamamlandı. Allah doğruyu daha iyi bilendir.
-Bey dedi-: "Senin ne yemek yemeye ve ne yola kuvvetin olurdu ve de kusmaya meylin bulunurdu.
Çirkin sözlerini duyuyordum, ama eşeği sürüyordum; dudak altında, "Allah'ım kolaylaştır"ı okuyordum.
Sebebinden söz etmek için bana izin yoktu; seni terk etmek de mümkün değildi.
İçimdeki dertten dolayı her an, "Kavmime hidâyet ver, çünkü onlar gerçekten bilmiyorlar" diyordum."
O dertten kurtulan secdeler ediyordu: "Ey saadet! Ey ikbalim ve definem!
Ey şerefli kişi! Allah'tan karşılıklar bulacaksın. Bu zayıf kişinin, sana teşekkür etme gücü yok.
Ey önder! Sana teşekkürü Hak söyler. O dudağım, çenem ve sesim yok."
Akıllıların düşmanlığı bu türdendir; onların zehri, cana sevinçtir.
Aptalın dostluğu, dert ve sapıklıktır; örnek olarak şu hikâyeyi dinle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder