ABD Başkanı George Washington, Osmanlı’ya vergi öderken, diğer Başkan Wilson’un adıyla İstanbul’da ‘Wilson Prensipleri Cemiyeti’ kuruluyordu.
Amerika’yı haraca bağlamıştık.
..........Şamil Türkiye Ansiklopedisi..........
5 Mayıs 2026 Salı
Dolu Bir Küvet Nasıl Boşaltılır?
Adamın biri bir akıl hastanesini ziyareti eder.
Bu ziyaret esnasında, doktora sorar:
-Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
Juan Ne Kaçırıyor?
Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir.
Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar.
Juan:
Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar.
Juan:
-Yalnızca kum, diye cevap verir.
Eyfel Kulesi
Eyfel Kulesi denilince, İngiliz şair William Morris'le ilgili şöyle bir hadise anlatılır:
Paris'e yaptığı son gezisinde Morris, vaktinin büyük bir kısmını Eyfel Kulesindeki lokantada geçirmiş. Yemeklerini orada yemiş, yazılarını orada yazmış.
Fakat, bir dostu kendisine:
-Kule galiba sizi herkesten çok cezbediyor, demiş.
Paris'e yaptığı son gezisinde Morris, vaktinin büyük bir kısmını Eyfel Kulesindeki lokantada geçirmiş. Yemeklerini orada yemiş, yazılarını orada yazmış.
Fakat, bir dostu kendisine:
-Kule galiba sizi herkesten çok cezbediyor, demiş.
Ecdâdın Ticâret Ahlâkı
Yabancı bir kumaş tacirinin Osmanlı ülkesine gelir.
Bir kumaş imalathanesine gelir.
Kumaşları beğenip hepsini satın almak ister.
Mal sahibinin kumaş toplarını denklerken bir top kumaşı ayırdığını görür.
Bu hareketinin sebebini sorar.
Mal sahibi:
-Onu sana veremem, kusurludur, cevabını vermiş.
-Onu sana veremem, kusurludur, cevabını vermiş.
............Fincan Takımı..................
Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk
kapımı çaldılar: "Eski gazeteniz var mı bayan?"
Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına
gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler
vardı ve ayakları su içindeydi. "İçeri girin de, size kakao yapayım"
dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı.
Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki
soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin
önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım
işlerimi yapmaya koyuldum. fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti
bir an ve başımı uzattım içeriye. Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu...
Erkek çocuğu bana döndü "Bayan, siz zengin misiniz?" diye sordu. Zengin mi?
"Yo hayır!" diye cevaplarken çocuğu,gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere
kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve "Sizin fincanlarınız,
fincan tabaklarınız takım" dedi. Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu.
Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi
ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı.
Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı.Pişirdiğim patateslerin
tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı,
bir eşim vardı ve eşimin de bir işi... Bunlar da fincanlarım ve fincan
tabaklarım gibi bir uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin
önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların
sandaletlerinin çamur izleri,halının üzerindeydi
halâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de.
Olur ya unutuveririm ne denli zengin olduğumu...
kapımı çaldılar: "Eski gazeteniz var mı bayan?"
Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına
gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler
vardı ve ayakları su içindeydi. "İçeri girin de, size kakao yapayım"
dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı.
Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki
soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin
önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım
işlerimi yapmaya koyuldum. fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti
bir an ve başımı uzattım içeriye. Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu...
Erkek çocuğu bana döndü "Bayan, siz zengin misiniz?" diye sordu. Zengin mi?
"Yo hayır!" diye cevaplarken çocuğu,gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere
kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve "Sizin fincanlarınız,
fincan tabaklarınız takım" dedi. Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu.
Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi
ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı.
Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı.Pişirdiğim patateslerin
tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı,
bir eşim vardı ve eşimin de bir işi... Bunlar da fincanlarım ve fincan
tabaklarım gibi bir uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin
önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların
sandaletlerinin çamur izleri,halının üzerindeydi
halâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de.
Olur ya unutuveririm ne denli zengin olduğumu...
Haramey'in Hizmeti Kendisine Verildi!
Yavuz Sultan Selîm Han Hazretleri çoğu geceleri sabah namazına kadar kitap okumakla geçirir, Hasan Can da padişahın hizmetini görürdü.
Zaman zaman da ona okutup, kendileri dinlerlerdi.
Bir gece Hasan Can uyuyakalıp ve padişahın hizmetinde bulunamaz.
Padişaha o gece rüyasında, Hasan isminde bir şahıs vasıtasıyla kendisine bir hizmetin görülmesinin tebliğ olunacağı haber verilir.
Hoca Gibi Hoca!
Alman idaresindeki Macarlar tarafından kendilerine "önder" olarak seçilen Tökeli İmre, 9 Ocak 1682'de Istanbul'a elçi göndererek;
"Nemçe'nin (Avusturya) tecavüzü haddi aştı...
"Nemçe'nin (Avusturya) tecavüzü haddi aştı...
Bunları görmektense ölmek yeğdir.
Heman bir taraftan haber verup yörüyesiz" şeklinde şiayetlerini dile getirerek, Alman idaresini kabul etmediklerini ve Osmanlı idaresi altına girmek istediklerini belirtmişti.
Osmanlı'da Harem
Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, haremle ilgili makale veya kitaplarda görülen tüm çıplak resimler ve gayri meşru tasvirlerin tamamen asılsız ve Batılı ressamların hayal ürünü olduğunu söyledi.
Dolmabahçe Sarayı'na düzenlenen ''Osmanlı'da Harem Hayatı'' başlıklı konferansta konuşan Akgündüz, harem hayatıyla ilgili ciddi kitapların Cumhuriyet döneminde kaleme alındığını belirterek, Batılıların 1920'li yıllardan sonra Osmanlı'daki harem konusunda kitap yazmak için adeta yarıştıklarını ifade etti.
Dolmabahçe Sarayı'na düzenlenen ''Osmanlı'da Harem Hayatı'' başlıklı konferansta konuşan Akgündüz, harem hayatıyla ilgili ciddi kitapların Cumhuriyet döneminde kaleme alındığını belirterek, Batılıların 1920'li yıllardan sonra Osmanlı'daki harem konusunda kitap yazmak için adeta yarıştıklarını ifade etti.
Filistin'de yahudi itrail Terörü
Filistin'de soğuk ve sisli bir geceydi...
Zeyd dükkanını kapatmış, evine doğru gidiyordu...
Az ilerde iki israil askerinin bir evden kahkaha atarak çıktığına şahit oldu...
Biraz yürüyüp evin önüne geldiğinde içinden bir ses ne olup bittiğine bakmasını söylüyordu...
Açık olan kapıdan içeri doğru baktı...
Zeyd dükkanını kapatmış, evine doğru gidiyordu...
Az ilerde iki israil askerinin bir evden kahkaha atarak çıktığına şahit oldu...
Biraz yürüyüp evin önüne geldiğinde içinden bir ses ne olup bittiğine bakmasını söylüyordu...
Açık olan kapıdan içeri doğru baktı...
Madem körsün, yolu görene baş kaldırma!
Belki bir üstad seni kurtarır; seni tehlikeden dışarı çeker.
Madem gücün yok, inleyip ağla. Sakın! Madem körsün, yolu görene baş kaldırma!
Madem gücün yok, inleyip ağla. Sakın! Madem körsün, yolu görene baş kaldırma!
4 Mayıs 2026 Pazartesi
Zahmetler Rahatın Esasıdır...
Hamalların yük için savaşını gör; iş görenin çalışması böyledir.
Zahmetler rahatın esasıdır; acılar da nimetin öncüsüdür.
Zahmetler rahatın esasıdır; acılar da nimetin öncüsüdür.
Bendeniz Âcizane Konya Valisiyim!
Hazım Oktay BAŞER
Vali olarak ilk hacca giderek o yıllarda basında epeyce fırtınalar kopmasına vesile olan merhum Hazım Oktay BAŞER, 1975-78 yılları arasında Konya valiliği görevinde bulunmuştu.
Rahmetli Hazım Oktay Başer, Konya’ya vali olarak atandığı ilk günlerde henüz kamuoyu tarafından fazla tanınmaz.
Birgün sabah namazına Konya’daki camilerden birine gider. Tabi koruma yok, makam şoförü yok, etrafında pervane olan memurlar filan yok...
2 Mayıs 2026 Cumartesi
Hesap Gününde Haram Yiyenin Dirilişi Nasıl Olur?
Kıskançlıktan Mısırlı Yusuf'a ne oldu? Bu haset, pusuda iri bir kurttur.
Şüphesiz sabırlı Yakub'un, bu kurttan dolayı daima Yusuf için korku ve endişesi vardı.
Görünen kurt, Yusuf'un çevresinde bizzat dolaşmadı; bu kıskançlık, işte kurtları geçmişti.
Bu kurt yaraladı; kardeşleri özürle gelip zekice dediler: "Biz yarışmak için gittik."
Yüz binlerce kurdun bu hilesi yoktur. Sonuçta bu kurt rüsva olur. Sabret.
Çünkü kıskançlar ceza gününde şüphesiz kurt suretinde toplanacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


