29 Ağustos 2010 Pazar

Bal, Süt, Yumurta

İshak Paşa Sarayı

İshak Paşa Sarayı Genel Görünümü















Doğubeyazıt’ın 8 km. güneydoğusunda, Eski Doğubeyazıt kayalıkları üzerinde yer alan İshak Paşa Sarayı çevreye hakim bir konumdadır. Sarayın harem dairesinin giriş kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre 1784 yılında İshak Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Osmanlı döneminde Çıldır Livası Mutasarrıfı olan İshak Paşa vezirlik rütbesiyle Çıldır ve Ahıska valiliği yapmıştır. Bu dönemde İshak Paşa Sarayı ve külliyesini yaptırmıştır.

Sultan III.Selim zamanında İran sefiri İstanbul’a giderken burada konuk olmuş ve sarayın ihtişamını padişaha anlatmıştır. Ancak bu durum padişahın ihtişamına gölge düşürdüğü düşüncesi ile İshak Paşa gözden düşmüştür.

Sarayın çevresi aynı zamanda bir yerleşim merkezi idi. Ovanın çevresinde halkın yaşadığı evler, camiler bulunuyordu. Bugün bu yapıların hemen hemen hepsi yıkılmış, yalnızca çok az sayıda mezar taşı günümüze ulaşabilmiştir.
Sarayın Giriş Kapısı


















Bazı kaynaklara göre sarayın yapımını Doğubeyazıt sancak beyi Çolak Abdi Paşa 1685’te başlatmış ve oğlu İshak Paşa devam etmiş, İshak Paşa’nın oğlu Mehmet Paşa da 1784’te tamamlamıştır. Bu duruma göre sarayın yapımı doksan dokuz yıl sürmüş ve 7.600 m2’lik bir alana yayılmıştır.

Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan İshak Paşa Sarayı Orta Asya, Selçuklu, İran ve Osmanlı mimari özelliklerini bünyesinde toplamıştır. Örneğin; İshak Paşa külliyesindeki caminin kubbeleri Türk-İslam kubbelerini, saray kompleksi Topkapı Sarayı’nı yapı topluluğunun kapıları da Selçuklu üslubundadır.

İshak Paşa Külliyesi iki avlu ve bu avluların çevresinde kurulmuş yapılardan meydana gelmiştir. Birinci avludaki yapıların çoğu yıkıldığından günümüze ulaşamamıştır. Birinci avluda nöbetçi odası, muhafız koğuşları, zindan, at koşum yerleri ve arabaların korunduğu mekânlar ile çeşme bulunmaktadır.

Sarayın ikinci avlusunun dört tarafı bina grupları ile çevrelenmiş olup, dikdörtgen bir plân göstermektedir. Bunlardan orta avlu etrafında, sağ taraftaki selamlık kare bir alanı kaplamaktadır. Selamlığın arkasında harem dairesi yer alır. Harem ile selamlık arasındaki alana da cami ile türbe yerleştirilmiştir.

Yapının bütününde Osmanlı saray mimari geleneği uygulanmış, bu yüzden de yapılar iç içe gruplar halinde toplanmıştır. Külliyenin birinci avlu etrafındaki bölümü giriş kapısı çevresi ve duvarları dışında tahrip olmuştur. Buradaki büyük giriş kapısı ana duvarlardan dışa doğru çıkıntı meydana getirmiştir. Kapının tüm yüzeyi kabartma bitki motifleri, stilize ağaçlar, mukarnası andıran bezemeler ve geniş alanı hareketlendiren kemerler ile kaplanmıştır. Bu kapı üzerine iki sıra halinde sekiz kartuş içerisine bir kitabe oturtulmuştur.
İshak Paşa Külliyesi içerisindeki cami















Sarayın ikinci avlusu dikdörtgen planda olup buradaki yapılar ve harem dairesi karışık bir düzen göstermektedir. Burada cami, türbe ve çeşitli ihtiyaçların görüldüğü hamam, kiler, aşhane, merasim salonu, fırın bulunmaktadır.

İshak Paşa Sarayı mimari planının yanı sıra taş işçiliği ve duvar süslemeleri bakımından da çok önemli bir eserdir. Ne var ki, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslar burasını karargâh olarak kullanmış ve saraya ait değerli eşyaları birlikte götürmüşlerdir. Nitekim sarayın 13x6,5 m. ölçüsündeki çelik kabartmalı, altın kaplamalı kapısı bugün Moskova Müzesi’ndedir.

İshak Paşa Sarayı’nın saray bölümü 366 odalı olup, bu odalar iki katın içerisine yerleştirilmiştir. Odaların her birisinde taştan ocakları bulunmaktadır. Taş duvarların arasında geçen ısıtma tesisatı ile sarayda merkezi bir ısıtma sistemi kurulmuştur. Sarayın 20x3 m. ölçüsündeki kabul salonunun döşemesi ve duvarları taştandır. Bu duvarlar Osmanlı yazı sanatının örnekleri, ayet ve çeşitli beyitleri ile süslenmiştir. Buradaki “İshak meram üzere kerem kıldı cihanı. Bin yüz doksan dokuz buna oldu tarih” beytinden sarayın 1784’te tamamlandığı anlaşılmaktadır.
Giriş Avlusu ile İkinci Avluya Geçiş















Girişin sağında yer alan selamlık ve haremin sonunda cami ve türbe bulunmaktadır. İshak Paşa Külliyesi içerisinde yer alan cami dikdörtgen plânlı olup, üzeri trompların desteklediği yüksek bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin önü teras şeklinde olup buraya kapalı bir son cemaat yeri eklenmiştir. Kubbesi ile birlikte cami, kesme taştan inşa edilmiş, pencere kenarlarında ve bazı duvarlar zengin bitki motifleri ve mimari elemanlarla bezenmiştir. Ayrıca iç mekanda da ampir üslubunu hatırlatan süslemeler bulunmaktadır.

Caminin ibadet mekânı yuvarlak kemerli konturlarla bezenmiş olup, bunların aralarına yuvarlak madalyonlar ve bitkisel motifler yerleştirilmiştir. Kubbe dıştan çok büyük olarak görülmesine rağmen, içeriden oldukça küçük ve basıktır. Kubbe, Orta Asya ve Selçuklu türbelerinde olduğu gibi burada da iki katlıdır. Kuşkusuz bunun da nedeni İshak Paşa Camisi’nin Orta Asya’ya ve İran’a yakınlığından kaynaklanmaktadır.

Caminin güneyinde Selçuklu üslubunu andıran iki katlı Çolak Abdi Paşa’nın türbesi bulunmaktadır. Türbe içerisinde Çolak Abdi Paşa, İshak Paşa ve aile yakınları gömülüdür. Sekizgen planlı, kesme taştan yapılmış olan bu türbenin iki katlı oluşu Selçuklu geleneğinin bu dönemde de sürdüğünü göstermektedir. Aynı zamanda bu türbe Selçuklu kümbetlerini de hatırlatmaktadır. Türbenin alt katı cenazenin gömüldüğü cenazelik veya mumyalık bölümüdür. Osmanlı mimarisinde, Erken Osmanlı dönemi dışında cenazelik bölümleri türbelerde görülmemektedir. İshak Paşa Sarayında bu tür bir Selçuklu türbe mimarisinin uygulanması oldukça ilginçtir. Türbenin duvarları da camide olduğu gibi çeşitli bitkisel motiflerle bezenmiştir.

Üç Kilise, Taşlıçay, Ağrı

Taşlıçay’ın 18 km. doğusunda, Taşteker Köyü’nde bulunan bu kilisenin bulunduğu yerde Şaman Dinine ait bir mabet bulunduğu sanılmaktadır. Birçok kaynakta adına rastladığımız Üçkilisenin kutsallığı M.Ö.'ye dayanır. Arsaklı Türkleri burada Bagavan adında bir Güneş Tapınağı yapmışlardır.
Sonraki dönemde Ermeniler tarafından buraya bir manastır yapılmışsa da 1950 yıllarında bu taşlar yerlerinden sökülerek Ağrı Merkez Camisi’nin yapımında kullanılmıştır.
Günümüze bu kiliseden belirli bir iz ve kalıntı gelmemiştir.

Nuh Peygamber'in mezarının burada olduğuna ilişkin bir inanışta vardır. 

Karagöz Kilisesi

Tutak ilçesinin 26 km. batısındaki Dayapınarı (Noktulu) Köyü yakınındaki bu kilise kayalara oyularak yer altına yapılmıştır. Benzeri Hamur’un Beklemez Köyü yakınında olan bu kilisenin içerisine merdivenlerle inilmektedir.
Kilisenin yapım tarihi konusunda herhangi bir bilgi bulunmamakla beraber Erken Bizans döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

Hamur (İbrahim Paşa) Kümbeti, Ağrı


Hamur (İbrahim Paşa) Kümbeti












Hamur ilçe merkezinin
kuzeydoğusunda, Ağrı-Van yoluna 300 m. uzaklıktadır
İshak Paşa’nın torunlarından İbrahim Paşa ile ailesinin gömülü bulunduğu kümbet, giriş kapısı üzerindeki kitabeden öğrenildiğine göre 1802 yılında yaptırılmıştır.

Selçuklu ve Osmanlı kümbetlerinden farklı bir plan özelliği gösteren bu kümbet, Kırşehir’deki Aşık Paşa Türbesine benzemektedir. Güney tarafından orijinal olmayan bir kapı vasıtası ile içerisine girilen kümbet, dikdörtgen planlı olup, üzeri
balık sırtı biçiminde, ayna tonozlu bir sistemle örtülmüştür.

Kesme taştan yapılmıştır. Ayrıca cephelerde dört sıra halinde bazalt taşı ile hareketli bir görünüm sağlanmıştır. Türbenin doğusunda üç, batısında da iki penceresi bulunmaktadır. İç kısımdaki bitkisel motifler, yıldızlar ve yazılar tahrip edilmiştir.

Günbuldu (Meya) Mağaraları, Diyadin, Ağrı

Diyadin ilçe merkezine 12 km. uzaklıktaki Günbuldu Köyü’nün 400 m. uzağındaki kayalara oyularak yapılmış kalıntılar bulunmaktadır. Bunlar, barınma yerleri, mabet ve odalardır. Büyük ihtimalle Hıristiyanlık dönemine ait bir ibadet merkezidir. Nitekim burada apsit, üzerinde haç motifleri bulunan taşlar ve mezarlarla karşılaşılmıştır. Bu mağarada iki koç heykeli bulunmuştur.
 
Barınak ve ibadethanelerde değişik inançların izleri görülmektedir. Oldukça tahrip edilmiş kentten, günümüze mihrap, haçlı taşlar ve mezarlar kalmıştır. Buradan çıkarılan iki koç heykeli, şu anda il merkezinde bulunmaktadır. 

Günaydın-VİDEO

 
Tarçın ve Arkadaşları

Buz Mağarası, Ağrı


Buz Mağarasından bir görünüm











 

Küçük Ağrı Dağının güney eteğinde, Hallaç Köyü'ne 3 km. uzaklıktaki Buz Mağarası 8 m. derinliğinde 100 m. uzunluğunda ve 50 m. genişliğindedir.

Mağara içerisinde bazalt lavlar, kayalar, sarkıt ve dikitler bulunmaktadır. Bu buzdan sarkıt ve dikitler ışığa göre renk değiştirmektedir. Mağara kış aylarında sıcak, yaz aylarında ise; soğuktur. Mağara ağzından sürekli sıcak ve soğuk hava akımı olmaktadır. 

Doğubeyazıt Kalesi

Doğubeyazıt Kalesi














Doğubeyazıt’ın 5 km. doğusunda, Eski Beyazıt’ın da kuzeydoğusundaki Belleburç denilen yerde bulunmaktadır. Kayalıklar üzerindeki bu kalenin yapım tarihi bilinmemektedir. Büyük olasılıkla kale Urartular döneminden kalmıştır. Günümüze oldukça harap bir durumda gelen kalenin içerisinde Urartu mezarları ile Antik Çağlardan kalma mimari kalıntılar bulunmaktadır.

Üç bölümden meydana gelen kalenin orta bölümünde mağaralar ve bir mabet kalıntısı bulunmaktadır. Kalenin çevresini kuşatan surlar yıkılmıştır.

Toprakkale

Eleşkirt’in 15 km. kuzeydoğusunda Toprakkale Köyü’nde bulunan bu kalenin ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Ancak, Urartuların burada önemli bir yerleşim yeri olduğu ve çok sayıda kale yaptırdıkları dikkate alınacak olursa, bu kalenin de Urartu dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Bu kale Arsaklar tarafından onarılmıştır.
Kalenin mabedi ve yerleşim yerleri tamamen yıkılmıştır. Günümüze yalnızca burç ve duvar kalıntıları gelmiştir.

Patnos Kalesi (Aznavur Tepe)

Patnos ilçe merkezinin 2 km. kuzeybatısındaki Patnos Kalesi Urartulardan kalmıştır. Urartu kralı Menua ve I.Argişti zamanında yapılmıştır. Kale içerisindeki mabedi de yine Urartu kralı İspiuni yaptırmıştır.
Kale çevresinde Urartu dönemine ait antik bir kentin olduğu sanılmaktadır. Kaleden günümüze mabet ve bazı yapı kalıntıları ulaşmıştır.

Kuje Kalesi

Diyadin ilçe merkezine ve Avnik Kalesi’ne yakın bir yerde yer almaktadır. Kalenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Büyük olasılıkla Urartular dönemine ait küçük ölçüde bir karakol kalesidir.
Günümüze yalnızca duvar ve temel kalıntıları gelebilmiştir.

Diyadin Kalesi

Diyadin ilçe merkezinin güneyinde, Murat Irmağı kıyısında kayalıklar üzerinde yer alan bu kalenin ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı belli değildir.
Evliya Çelebi burasının Uzun Hasan Oğlu Ziyaüddin tarafından yaptırıldığını ileri sürerse de, kalenin Urartular döneminden kaldığı sanılmaktadır.

Günümüze harap bir durumda gelmiştir.

Avnik Kalesi

Diyadin ilçe merkezine 29 km.lik bir uzaklıkta, Aladağ’ın en yüksek yerinde olan Avnik Kalesi, Koçbaşı Kalesi olarak da tanınmaktadır. Kalenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemekle birlikte, Urartu dönemine ait olduğu sanılmaktadır.
Günümüze yalnızca temelleri gelebilmiştir. Kalenin taşları çevre köylüleri tarafından yerlerinden sökülerek ev yapımında kullanılmıştır.
 

Kırmızı Araba