1 Ekim 2026 Perşembe

Hz. Musa'nın Çobanın Yakarışlarına Karşı Çıkması

Musâ yolda bir çobanı gördü; o, diyordu: "Ey Allah'ım! Ey Tanrım!
Sen nerdesin? Ben hizmetçin olayım. Çarığını dikeyim. Başını tarayayım.
Elbiseni yıkayayım. Bitlerini öldüreyim. Sana süt getireyim. Ey muhteşem!
Elceğizini öpeyim, ayacığını ovayım. Uyku vakti gelince yerini süpüreyim.
Ey! Bütün keçilerim sana feda olsun. Ey! Benim hayhuyum senin zikrinledir."
O çoban bu tarz boş şeyler söylüyordu. Musa, "Ey filan! Bu konuşman-, kiminledir?" dedi.
-Çoban- "Bizi yaratanla; bu yeri ve göğü yaratanla" dedi.
Musa dedi: "Hey! Çok talihsiz oldun. Müslüman olmadan kafir oldun.
Bu ne boş sözdür? Bu ne küfür ve hezeyandır? Ağzına pamuk tıka.
Senin küfrünün kokusu, dünyayı kokuttu. Senin küfrün, dinin ipek kumaşını parçaladı.
Çarık ve dolak sana lâyıktır. Bir güneşe böyle şeyler nasıl uygun olur?
Boğazını bu sözlere kapatmazsan, bir ateş gelir, halkı yakar."
Bir ateş gelmemişse bu duman nedir? Kararmış can, kovulmuş ruh nedir?
Allah'ın adil olduğunu biliyorsan, saçmalama ve küstahlığın nasıl bir inanmadır?
Akılsız bir dost, bizzat bir düşmandır. Yüce Hakk'ın, bu tür hizmete ihtiyacı yoktur.
Sen bunu kime söylüyorsun? Amcana, dayına mı? Cisim ve ihtiyaç, yücelik sahibinin sıfatlarında olur mu?
Sütü, büyüyüp gelişmekte olan içer; çarığı ayağa muhtaç olan giyer.
Senin bu dediğin, Hakk'ın, "O, bendir ve ben de o" dediği kulu içinse,
"Ben hastalandım, hâlimi sormadın; ben hastalandım; o, yalnız hastalanmadı" dediği,
"Benimle işitir ve benimle görür" olan kulun hakkında da bu beyhudedir.
Hakk'ın has kuluyla edepsizce konuşmak, gönlü öldürür, yaprağı karartır.
Erkek ve kadın hep aynı cinsten olsalar da sen, bir adamı, "Fatma" diye çağırsan,
Bu adam güzel huylu, sabırlı ve sakin olsa da, mümkün olduğunca senin kanını dökmeye çalışır.
Fatma, kadınlar hakkında övgüdür, adama söylersen mızrak yarası olur.
El ve ayak, bizim hakkımızda övmedir; Hakk'ın pak oluşu hakkındaysa çirkin sözdür.
"Doğurmadı, doğrulmadı" ona lâyıktır. Baba ve oğlun yaratıcısı, odur.
Doğmak cismi bulunanın özelliğidir. Doğrulmuş olan, ırmağın bu tarafındandır.
Çünkü o, olma ve bozulma âlemindendir; acizdir. Sonradan olmadır; kesin olarak bir yaratan ister.
-Çoban- "Ey Musa! Ağzımı diktin. Pişmanlıkla sen canımı yaktın" dedi.
Elbisesini parçaladı, yanık bir ah çekti. Çöle yönelip gitti.

Hak Taâlâ'nın Musa'yı -Allah'ın selamı üzerine olsun- çoban için azarlaması

Musa'ya Allah'tan vahiy geldi: "Kulumuzu bizden ayırdın.
Sen birleştirmek için mi geldin? Yoksa ayırmak için mi geldin?
Elinden geldikçe ayrılığa adım atma. Benim yanımda en çirkin şey, ayrılıktır.
Ben herkese bir davranış verdim; herkese bir terim verdim.
Onun hakkında övgü, ama senin hakkında yergi; onun hakkında bal, ama senin hakkında zehir.
Biz temiz ve kirliden bütünüyle uzağız, bütün ağır davranışlılık ve çeviklikten de.
Ben fayda elde etmek için emretmedim. Bilakis kullara comertlik yapmak için emrettim. 
Hintliler için Hint adı övgüdür, Sintliler için de Sind adı. 
Onların tesbihleriyle pak olmam; yine onlar pak olur, inci saçarlar.
Biz dile ve söze bakmayız; biz ruha ve hâle bakarız.
Lafız olarak söylediği huşulu bulunmasa da, huşulu olursa diye kalbe bakarız."
Çünkü gönül cevherdir; söylemekse araz. Öyleyse maksat cevherdir; arazsa ona bağlıdır.
Bu sözler, gizleme ve mecazla niceye dek? Yanış istiyorum, yanış; o yanışla buluş. 
Canında aşktan bir ateş yak; baştanbaşa fikri ve ifadeyi yak.
Ey Musa! Adap bilenler başkadır, canı ve ruhu yanmış olanlar başkadır.
Aşıkların her nefesi yakıcıdır; yıkık köyün üzerinde vergi ve öşür yoktur.
Yanlış söylerse ona hatalı deme. Şehit kanlı olursa onu yıkama.
Şehitlerin kanı sudan evladır; bu hata, yüz doğrudan daha iyidir.
Kâbe'nin içinde kıble usulü yoktur. Dalgıcın kar ayakkabısı yoksa ne kederi olur?
Sen sarhoşlardan bir kılavuz isteme; elbiselerini yırtanlara yama ne emrediyorsun?
Aşk dini bütün dinlerden ayrıdır. Aşıklar için din ve mezhep, Allah'tır.
Yakutun damgası bulunmasa da endişe yoktur. Aşk gam denizinde kederli değildir.

Musa'ya -Allah'ın selamı üzerine olsun- o çobandan özür dilemesi hususunda vahiy gelmesi

Ondan sonra Hak, Musa'nın sırrında saklı söze sığmayacak sırlar söyledi.
Musa'nın gönlüne sözler döküldü; görmek ve söylemek birbirine karıştı.
Nice kere kendinden geçti ve nice kere kendine geldi; nice ezelden ebede uçtu.
Bundan sonra açıklarsam aptallıktır. Çünkü bunu açıklamak, bilginin ardıdır.
Söylersem akılları koparır, yazarsam nice kalemler kırılır.
Musâ Hak'tan bu azarlamayı duyunca çölde çobanın ardınca koştu.
Onun ayak izi üzere şaşkınca koşuşturdu; çölün köşe bucağından toz kaldırdı.
Coşmuş adamın ayak izi, bizatihi başkalarının ayağından fark edilir.
Bir adımı, -satrançtaki- ruh/kale gibi yukarıdan aşağıya; bir adımı da fil gibi eğri gitmiş.
Bazen bir dalga gibi sancak yükseltmede; bazen balık gibi karnı üzerinde gitmekte.
Bazen kum falı bakan falcı gibi, kendi durumunu toprağa yazmış.
Sonunda onu bulup gördü. Ona dedi: "Müjde ver, izin geldi.
Hiç bir adap ve tertip arama, kederli gönlün ne isterse söyle.
Senin inkârın, din ve dininse can nuru. Güvendesin, bütün cihan da seninle emniyette. 
Ey, "Allah dilediğini yapar sözüyle bağışlanmış kişi! Korkusuzca git, dilini aç."
-Çoban- dedi: "Ey Musa! Ondan geçtim. Ben şimdi gönül kanıma bulandım.
Ben Sidre-i müntehayı/Sınır ağacını geçtim, yüz binlerce yıllık öteye gittim. 
Kamçıladın, atım sersemleyip şaha kalktı ve feleği aştı.
Madde âlemimizin mahremi, mana âlemi olsun. Eline, koluna aferinler olsun. 
Şimdi benim hâlim anlatmanın ötesindedir; bu söylediğim benim hållerim değildir."
Aynada bulunan resmi görüyorsun, o, senin suretindir; o aynanın sureti değildir.
Neyzenin neye üflediği nefes, neye mi aittir? Adama ait değil midir?
Dikkat et, dikkat! Hamd etsen de, şükretsen de o çobanın beyhude sözleri gibi bil.
Senin hamd edişin ona göre daha iyiyse de, o Hakk'a göre daha eksiktir.
Ne zamana dek -övünüp- söyleyeceksin. Perde kaldırılınca, görülür ki zannedilen, olmamıştır.
Senin zikrinin bu kabul edilişi, rahmettendir; aybaşı hâli olağan dışı süren kadının namazı gibi ruhsattır.
Kan onun namazına bulaşmıştır; senin zikrin de benzetişe ve niteliğe bulaşmıştır.
Kan pistir ve suyla gider, fakat içte pislikler vardır.
Onlar, Allah'ın lütuf suyundan başkasıyla iş erinin içinden azalmaz.
Keşke secde ederken yüzünü çevirsen, "Sübhâne Rabbi (Rabbimi tenzih ederim)"nin manasını bilsen;
"Ey Rabbim! Secde edişim, varlığım gibi yaraşır değil. Kötülüğün karşılığını, sen iyilik ver."
Bu toprakta Allah'ın hilminden/sabrından eser vardır; pisliği yok eder ve çiçekler yetiştirir.
O, bizim pisliklerimizi örter, karşılığında ondan goncalar yeşerir.
O zaman kafir, kendisinin bağış ve cömertlikte topraktan daha eksik ve daha değersiz olduğunu görünce,
Vücudundan gül ve meyve bitmediğini, kötülükten başka hiç bir temiz şey meydana gelmediğini görünce-,
Dedi: "Ben gidişte geri gittim. Eyvah! Keşke toprak olsaydım.
Keşke topraktan yola çıkmasaydım, toprak gibi tane toplasaydım.
Yolculuk yapınca yol beni imtihan etti. Bu yolculuk yapmaktan hediyem neydi?"
Önünde yolculuktan bir fayda görmediği için yönelişi hep toprağadır.
Yüzünü geriye çevirmesi ihtiras ve tamahtır. Yüzünü yola çevirmesi doğruluk ve niyazdır.
Yukarıya yönelen bitki artıştadır, canlı ve gelişmededir.
Başını yere doğru eğdiğinde eksilmede, kurumada, noksanlıkta ve ziyandadır.
Ruhunun yönelişi yukarıya doğru olunca artışta dönüş yerin orası olur.
Başın yere doğru tersyüz olursa batarsın. Hak, batanları sevmez.

* Mesnevî; 2. Cild, 218, 219, 220, 221. Sh., 1710-1805. Beyitler


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder