29 Eylül 2011 Perşembe

Khrysopolis, Üsküdar, İstanbul

Khrysopolis, bugünkü Üsküdar’daki Şemsi Paşa Camisi dolaylarındaki, denize uzanan basık çember biçimindeki bölümde kurulmuştur. Antik Çağda "Khrisopolis", Pers egemenliği döneminde "Hrisopolis", Roma Döneminde "Scutari", Bizanslılar döneminde “Skudarium” olarak anılmıştır.
Khrysopolis, eski Helen dilinde, Altın kenti, Altın Kent anlamına gelmektedir. Üsküdar adının kökeni olan ve Bizans Döneminde kullanılan Skutari adının anlamı ve kökeni ise saptanamamıştır. Hrisopolis adının Skutarion’a nasıl dönüştüğü konusunda da çeşitli varsayımlar öne sürülmektedir. Bir tahmine göre bu sözcük, Grekçe ham ya da tabaklanmış deri anlamına gelen “Skitos”tan türemiştir. MÖ.675’de Khrysopolis, Akad’ların egemenliğine girmiş ve Anadolu’dan getirilen halk buraya yerleştirilmiştir.

Khrysopolis, M.Ö.508’de Pers Kralı Darius’un egemenliği altına girmiş, M.Ö.410’da Atinalı Alkibiades’in zaferiyle sonuçlanan deniz savaşından sonra bu komutan kent çevresine sur yaptırmış ve Boğaz’dan geçen gemilerden taşıdıkları malların değeri oranında geçiş parası almıştır. Xenophon, M.Ö.404 yıllarında On Binler’in Dönüşünden sonra hayatta kalanların, Karadeniz kıyısı yoluyla Khrysopolis’e geldiğini ve burada kaldıkları bir hafta boyunca ellerindeki ganimetleri bölge halkına sattıklarından söz etmektedir.

Büyük İskender ve ondan sonra gelenler, Anadolu’nun kuzeybatısıyla birlikte Khalkedon ve Khrysopolis’de yerleşmişlerdir. M.Ö. 410’dan M.Ö. 333 ’e kadar Atina Egemenliği altında kalan Khrysopolis , M.Ö. 333 ’de Büyük İskender İmparatorluğu’nun bir parçası olmuştur. M.Ö. 129’da Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine girmişse de, M.Ö. 89 ’dan M.Ö. 63 ’e yani Pontus Kralı Mitridad ’ın ölümüne kadar geçen sürede Kalkhedonya ve Skütariyon , Pontus egemenliğinde kalmıştır. Bundan sonra Khrysopolis, 458 yıl Roma egemenliğinde yaşamıştır.

Üsküdar’da, Khrysopolis kentinin bulunduğu alanda, diğer antik kentlerde olduğu gibi, eski yapılara ait taşlardan yararlanılarak yeni yapılanmaya gidilmiştir. Bu nedenle de Khrysopolis’e ait mimari kalıntılar, Osmanlı Döneminde yapılan yerleşme de bunlara eklenince günümüze bu antik kentle ilgili hiçbir kalıntı gelememiştir.
Marmaray (Tüptünel) Kazısı

İstanbul Boğazı’nın her iki yakasındaki demiryolu hatlarını birleştirecek Marmaray (Tüptünel) Projesi kapsamında gerçekleştirilen arkeolojik kazıların Üsküdar ayağını Temmuz 2005’ten itibaren yürüten İstanbul Arkeoloji Müzeleri arkeologlarından Dr. Şehrazat Karagöz, kazı alanında yaptıkları çalışmaların detaylarını ve elde edilen buluntuları ile ilgili bir açıklama yapmıştır.
Marmaray Üsküdar Aç- Kapa İstasyonu’nun arkeolojik kurtarma kazısının bu projenin ilk kazma vurulan alanı olduğunu belirten Karagöz, çalışmaların İstanbul’un Asya yakasındaki bu yerleşimin antikçağın ünlü Khrysopolis kenti olduğunu kanıtladığını kaydetti. Üsküdar meydanının altında gizli antik bir kentin açığa çıkarılmasının bir çok kazı yerine oranla farklı güçlükler içerdiğinin altını çizen Şehrazat Karagöz, Üsküdar’ın kent trafiğinin düğümlendiği, Boğaziçi köprüsü ve oto yollara ulaşan ara sokaklar ile deniz ulaşımının kesişme noktasında olmasının buradaki çalışmaları güçleştiren başlıca faktörlerden olduğunu söyledi.

Kazılarda M.Ö 19-20. yüzyıllarda çeşitli amaçlarla kullanılan depo ve dükkanların temel ve döküntü molozları ile karşılaşıldığını ifade eden Dr. Şehrazat Karagöz Khrysopolis kentinin varlığını kanıtlayan kalıntılar için de; "M.Ö 7-4. yüzyıllar arasına tarihlenen çanak, çömlek parçaları ilk çağın stratejik liman kenti Khrysopolis ile karşı karşıya geldiğimizin müjdeleyicisi olmuştur." "Marmaray kazılarında bölgenin Bizans devrinde de önemli bir yerleşme olduğunu, “Apsidal Yapı” diye tanımlanan kalıntılar gösterir” diyen Karagöz, çevreye yayılmış mimari parçalar ile çanak- çömlek, sikke, madeni eşya gibi buluntuların, bölgede Bizans İmparatorluğu’nun farklı dönemlerinde dinsel bir merkez olduğunun göstergesi olduğunu sözlerine eklemiştir. Karagöz ayrıca Üsküdar kazısında roman ve Bizans dönemlerine ait çok sayıda bezemeli kap parçası, cam şişe, olta, pişmiş toprak kandil, ağırlık ve amfora bulunduğunu belirtmiştir.

İSTANBUL'DAKİ DİĞER ANTİK KENTLER

 İSTANBUL SAYFASINA DÖNMEK İÇİN TIKLAYINIZ....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder