Amine Essilmi, Hayat hikayesini kendisi şöyle anlatıyor:
Her şey bir bilgisayar hatasıyla başladı!
Koyu baptist ve kuvvetli bir feministtim üniversiteye başladığım yıllarda.
1975 yılında bir gün okuldan alacağım yeni derslerin kaydını yapıyordum internet üzerinden.
Sonra bir iş çıktı, Oklahoma’ya gittim.
Orada işler uzadı.
Döner dönmez de okulun yolunu tuttum.
Sınıfa girdim
Bir süre sonra, seçtiğim bu dersin kayıt yaptırdığım zannettiğim ders olmadığını, yanlışlıkla tiyatro dersine kayıt yaptırdığımı fark ettim.
O güne kadar hiç kimsenin önünde konuşma yapmamıştım.
Rol için de olsa sahneye çıkmamıştım.
Çok çekingen bir yapıya sahiptim.
Ders sonrası hocamla konuşup durumumu izah ettim.
Beni tiyatroda rol oynamak yerine başka bir alternatif ödevle değerlendirmesini istedim.
Hocam teklifimi kabul etti.
Benden Ortadoğu kültürünün kıyafetlerini tanıtmamı istedi ve beni Arap öğrencilerin dolu olduğu bir başka sınıfa yolladı.
Ben ilk anda bu kadar Müslüman Arap öğrenciyi bir arada görünce; “Ben kesinlikle bunlarla çalışmam, asla bu sınıfta oturmam” dedim!
Dedim demesine de iki gün boyunca kocamın; “Ne yapacaksın, dönem içinde çok geç kaldın, şimdi bu dersi bırakamazsın, girmeyip dersten de kalamazsın, burslu okuyorsun, zira bu sefer de bursunu keserler, o zaman ne yapıp edip bu dersten geçer not almalısın” demesiyle sonunda derse girmekten başka çaremin olmadığını idrak ettim.
Sonra şöyle düşünmeye başladım:
Bu yaratanın bir işareti olabilir benim için.
Bu Arapların hepsini Hristiyanlaştırabilirim!
O beni bu sınıfa gönderdi!
Böylece kolları sıvadım.
Derse her girdiğimde, her fırsatta arkadaşlarıma Hıristiyanlığı anlatarak onların anlattıklarımdan etkilenmesini beklemeye başladım.
Kafalarında oluşan sorulara cevap vermek istedim.
Ancak sakin sakin beni dinleyen Müslüman çocukların, Hz. İsa’yı ne kadar sevdiklerini, ama ona saygısızlık etmeksizin yaptıkları işe devam ettiklerini görüyordum.
Bu durum iyice canımı sıkıyordu.
Baktım ki böyle olmayacak; “Başka bir yöntem bulmam lazım!” dedim.
En iyisi ben onların dinini iyice bir öğreneyim ve onlarla, tabiri caizse kendi sahalarında karşılaşmaya yöneldim.
Olanlar bundan sonra oldu!
Ben Kur’an’ı okudukça değişmeye başlamıştım.
Ama bunu ilk önce farkeden ben değil, kocam olmuştu.
Gece hayatına düşkün bir çifttik.
Bir süre sonra ben bu duruma karşı çıkmaya, içki içmemeye, domuz etini yiyemez olmaya başlamıştım.
Bu durum kocamla çatışmayı başlattı.
Kocam bu yeni halimden çok rahatsız olmuş, problem iyice açığa çıktı ve sonunda baktım ki olamayacak evimi terk ettim.
Ancak İslam’la ilgili araştırmama ara vermeden devam ettim.
Bir gün aniden kapım çalındı!
Karşımdakiler civar bölgedeki camiden gelen üç tane Müslüman adamdı!
Dediler ki; “Sizinle İslam’ı konuşmaya geldik.”
"Benim buna ihtiyacım yok, zira koyu bir Hıristiyanım!
Ama vaktiniz varsa bazı sorularım var, size sormak isterim dininizle ilgili!” dedim.
Kabul edip evime girdiler.
Onlara sorduğum sorular ve aldığım cevaplar karşısında tatmin olmuştum.
O günün akşamı; 21 Mayıs 1977’de evimin oturma odasında bu üç Müslümanın şahitliğinde kelime-i şahadet getirdim!
Hayatım bundan sonra çok daha zorlaşmıştı.
Başımı örttüğüm için işimden atıldım.
Annem, “geçici bir hevestir bu" diye düşünerek aldırmadıysa da babam eline geçirdiği tüfekle evimin yolunu tutmuş; “Böyle kızım olacağına, hiç olmasın!” diye feryat figan etmişti.
Babamın bu hücumunu yakınlarım zor tuttular.
Kız kardeşim, “aklını oynattı!” düşüncesiyle akıl hastanesine yatırmaya kalkıştı.
Asıl imtihanımı ise çocuklarımla verdim.
On sene göremedim çocuklarımı!
Çünkü; kocamdan boşanınca, mahkeme ben müslüman olduğum için çocuklarımı babalarına verdi.
O zamanlar Amerika şimdiki gibi değildi.
İyileşmeler çok zaman aldı.
O yıllarda korkunç bir önyargı vardı İslam’a karşı!
Unutulmaz o günün acısı şöyle oldu:
Hakim, karar vermem için tam yirmi dakika verdi!
“Düşün taşın, İslâmdan vazgeçersen çocuklarının velayetini sana vereceğim!” dedi.
Benim için hayatımın en ızdıraplı yirmi dakikasıydı, maalesef.
Sonunda kararımı açıkladım:
"Hâkim bey, çocuklarımı o adama değil, Allah'a emanet ediyorum.
İslam'dan vazgeçmiyorum.
Bir gün çocuklarıma İslam'ın ne olduğunu öğreteceğim."
O gün oradan iki küçük evladımdan ayrılmak zorunda kaldım.
Gözyaşlarım sel oldu!
Bütün bu ızdırapların rahmete dönmesiyse kolay olmuyor tabi!
Bu çelik irade ve asil duruşun sonunda, İslam’la şereflenen aile bireylerinden ilki yüz yaşındaki anneannemdi. Daha sonra beni silahıyla öldürmek isteyen babam ve sırayla beni akıl hastanesine yatırmak isteyen kız kardeşim ve dört yıl kadar sonra da annem ve üvey babam da iman saadetiyle ümmete katıldılar.
Müslüman oluşumdan tam on altı sene sonraysa eski eşim de İslam’ı kabul etti.
Müslüman kardeşleri Amine'yi yalnız bırakmadılar.
Cami yakınlarında bir konteynır ev ayarladılar.
Amine hayatını bu evde sürdürmeye başladı.
Okudukça öğreniyor ve zenginleşiyordu.
Hadis, akaid, fıkıh…
İlmi arttıkça anlatmaya başladı ve anlattıkları çevresinde büyük ilgi gördü, etrafındaki Müslüman hanımların sayısı her geçen gün çoğaldı.
Konuşmaları kasetlere alınmaya başladı ve eyalette en çok dinlenen hatip oldu.
Kasetler elden ele dolaştı, yüz binlerce kişiye ulaştı.
Bu sayede birçok insan İslam ile tanıştı.
Amine, İslam Uluslararası Kadın Birliği’nin kurulmasına öncülük etti ve birlik başkanı oldu.
Ülke çapında seminerler verdi, salonlar dolup taştı.
Kendisini Müslüman kadınların eğitimine adadı.
Bir gün telefonu çaldı.
Kocası arıyordu:
-Amine görüşebilir miyiz?
Amine önce reddetti.
Kocası, "çocuklarınla görüştüreceğim" deyince kabul etmek zorunda kaldı.
Çocukları ve eşi ile buluştu.
Kucaklaşıp ağlaştılar.
Çocuklar, annelerini dedelerinin evine gitmeye ikna ettiler.
Evde kendisini büyük bir sürpriz bekliyordu.
Evde onu annesi, babası, kendisini bir zamanlar akıl hastanesine götürmeye kalkışan kardeşi ve bazı akrabaları bekliyordu.
Hepsi Amine’yi uzaktan takip etmişler, kasetlerini dinlemişler ve Müslüman olmuşlardı.
Amine böylece ailesine kavuştu.
Yüz yaşını geçmiş olan anneannesi bile Müslüman olmuştu.
Teksas’ın hakikati bulmuş nur yüzlü annesi 6 Mart 2010 Cuma günü kanser sebebiyle ebedi âleme göçtü.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder