AFYONKARAHİSAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AFYONKARAHİSAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2026 Pazar

Ebapuş-i Veli Hazretleri

Ebapuş-i Veli Hazretleri, Anadolu evliyasındandır.
İsmi Bali Mehmed Çelebi olup, Bali Sultan olarak da bilinir. 
Germiyan şehzadelerinden Hızır Paşa'nın oğludur. 
Dedesi Süleyman Şah, Hz.Mevlânâ Celaleddin-i Rûmi'nin oğlu Sultan Veled'in kızı Mutahhara Sultan ile evli olduğundan, soyu Hz.Mevlânâ Hazretlerine ulaşır. 
Babası ona, saltanat elbisesi yerine tarikat abası giydiği için "Abapuş-i Veli" lakabını vermiştir.

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Afyon Kronolojisi

1233 Attar Yusuf Efendi Mescidi
1233 Kale Mescidi
1264 Kaledibi Mescidi
1272 Ulu Cami
1275 Gedik Ahmed Paşa Camii
1327 Emirhisar Köyü Camii
1330 Mevlevihane Mescidi
1330 Kubbeli Mescid
1355 Arasta Mescidi
1378 Sandıklı Ulu Camii
1397 Burmalı Mescid
1397 Kabe Mescidi
1397 Tac Ahmed (Tahtalı) Mes.
1368 Kubbeli Mescid (Şuhud)
13?? Kazlıgöl Camii
13?? Bolvadin Alaca Mescidi
1433 Fakih Paşa Mescidi
1455 Abdurrahim Mescidi
1455 Umur Bey Külliyesi
1455 Yukarıpazar Mescidi
1465 İmad Dede
1465 Arap Mescidi
1478 Kasım Paşa Külliyesi
……? Çavuş Başı Camii
……? El Hac Mümin Camii
……? Keçepazarı Mescidi
1743 Tac Ahmed Mahallesi Camii
1902 Büyük Yangın

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Ali Çetinkaya

Afyonkarahisarlı Şerşifoğlu Ahmet Ağa'nın oğlu olan Ali Bey 1878 yılında Afyonkarahisar'da doğdu.İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Bu günlerdeki lider davranışları yüzünden arkadaşları o'na “Vezir Ali” demeye başladılar. Babasını küçük yaşta kaybetti. Anası Fatma Hamın çabası ile Bursa Askeri Lisesi'ne gönderildi. Oradan Harp Okulu'na geçti ve tam 20 yaşında iken, 1898 yılında teğmen rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri safına katıldı. Yüzbaşı oluncaya kadar geçen süre içerisinde Makedonya ve Arnavutluk dağlarında çetecilere karşı Osmanlı varlığını savundu. 1907 yılında Manastır'da örgütlenen “İttihat Terakki” içinde yer aldı.Hareket Ordusu ile İstanbul'a girdi. 1919'da Trablusgarp Cephesi'ne gönderildi. Burada Mustafa Kemal'in yanında bulundu. O sırada Enver Paşa da Bingazi'de idi. Balkan ve 1. Dünya Savaşlarında cephelerde savaştı. Mondros Mütarekesinin yüz kızartan sonuçları gelmeye başladığı günlerde Ayvalık'ta 172. Alayın Kumandanlığını yapıyordu.

Ahmet Nuri GÜMÜŞ (10.09.1960 - 06.02.1964)

1886 yılında AFYON' da doğdu. Halk arasında "Murat Hocazade Hafız Ahmet Efendi" diye meşhur olmuştur. Rüştiye tahsilinden sonra Musamcızade Medresesinden mezun olup, İstanbul Darülfünun Fakültesine gitti. 1. Dünya Savaşında Bağdat cephesinde esir düştü, Hindistan'daki esir kampında ilmi çalışmalarına devam etti. Cumhuriyet devrinde bir müddet (1948 - 1950) Fransızca Öğretmenliği yaptı. Daha sonra geçici vaizlik görevlerinde bulundu. Müftü Hüseyin Fevzi BAYIK'ın emekliye ayrılmasıyla 1960 yılında Afyon Müftülüğüne atanan Ahmet Nuri GÜMÜŞ, bu görevi yürütürken 1964' de vefat etti.

Ömer Faruk Ataberk

1933 Yılında Afyonkarahisar'da doğdu. İlk ve Lise öğrenimini doğduğu ilde tamamladı. 1957 yılında da “İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümünden” mezun oldu. Akademi öğrenim yıllarında ‘Şark Süsleme Atölyesine' devam ederek hüsn-i hattı Mustafa Halim ÖZYAZICI'dan, Tezhip minyatürü Muhsin DEMİRONAT ve Rikkat KUNT'tan öğrendi., ayrıca Topkapı'da Prof. Dr. A. Süheyl ÜNVER'İN atölyesinde devam etti; Ressam Şeref AKDİK, Nezihe BİLGÜTAY ve Hüseyin Tahirzade BİHZAD'dan yararlandı. Necmettin OKYAY ve oğlu Sacit OKYAY'dan ebrü, cilt ve kat'ı sanatlarını öğrendi, vatani görevini Askeri Müze'de yaptı; kurulmasında emek verdi, Ankara'da Tabiat Tarihi Müzesi ve Manyas Kuş Cenneti müzelerinin kurulmasında hizmet verdi.

Hüseyin Fevzi BAYIK (1916-1965)


1874 yılında AFYON'da doğdu. Rüştiye'den sonra Musamcızade Ali Efendi Medresesini bitirerek icazet aldı.Cami-i Kebir medresesinde müderris oldu. Zamanının en iyi fıkıh bilginlerinden olup Arapça ve Farsça'yı hakkıyla bilmekte idi. 1912' de Müftü Yardımcısı, 1916 yılında da Afyon Müftüsü oldu. 1959' da aynı görevden emekliye ayrıldı.

İstiklal Savaşındaki etkin rolü ile Sarıklı Mücahitler safına katıldı. Miras meseleleri hakkında iki basılı eseri olan Hüseyin Fevzi BAYIK 28.12.1965 yılında vefat etti

Bayatlı Yrb. Arif Bey

Afyon çevresinde Milli Direnişin öncülerinden olan ve milli mücadelenin en buhranlı günlerinde iç isyanların bastırılmasında büyük emeği geçen Arif Bey 1875'de Harput'ta doğdu. Binbaşı Osman Bey'in oğludur. 1883'te Harp Okuluna girerek 1895'te subay çıktı. Sicil numarası 1311-C piyade 27'dir. Balkan Harbinde 32. Alayın 1. Tabur Komutanı olarak görev yaptı. 1. Dünya Savaşında 12 Alay Komutanı olarak Çanakkale'de Arıburnu'nun sol cenabında görev yaptı. Daha sonra 12. Alayla Diyarbakır ve Bitlis'te bulundu. Yarbay rütbesi ile İzmir Merkez Komutanlığına atandı. Yunanlıların İzmir'e çıkışında düşmana karşı il direnişi başlatan odur. İzmir'in işgali üzerine yalnız olarak Bursa'ya kaçtı. Yanına birkaç subay ve er alarak kıyafetini de değiştirerek Seyit Gaziye geldi. Arif Bey bu yörede bir taraftan da asker toplamaya başladı. İstanbul Hükümeti Arif Bey'in yok edilmesi için harekete geçti. Yrb. Arif Bey komutasında oluşturulan askeri güce ‘Karakeçili Milli Alayı denmektedir. ‘1. ve 2. Bozkır ayaklanmalarının bastırılmasında büyük rol oynayan Karakeçili Milli Alayı daha sonra Bolu Düzce ayaklanmalarının bastırılmasında da fevkalede yararlıklar gösterdi. Fakat Alayın kahraman komutanı Arif Bey 11-12 Mayıs 1920 gecesi Kızılcahamam'da çadırında uyurken bir mevzer kurşunu ile öldürüldü. Arif Bey'in Bayat'taki aile lakabı Hacı Mustafa oğullarıdır. 2 defa evlenmiştir.

Fehmi BAYRAŞA

1904 yılında AFYON' da doğdu. Mevlevi Dedelerinden Şeyh vekili (Aşçıbaşı) Ali Dede'nin oğludur. İlk ve orta tahsilini Afyon'da yaptı. Daha sonra İstanbul Darülfünun İlahiyat fakültesinden 1928' de mezun oldu.
1938' de Müftü Katibi namzeti olarak göreve başladı. Sırasıyla katiplik, müsevvitlik, Mahmudiye, Emirdağ ve Bilecik Müftülüklerinde bulundu. 28.05.1964'de Afyon Müftülüğüne atandı. 1966'da ise Tufanbeyli Müftülüğüne atandı.
1971' de emekliye ayrılan Fehmi BAYRAŞA aynı yıl aralık ayında vefat etti.

Mazhar Paşa

1845 yılında Afyonkarahisar'da doğmuştur.Babası Refik Binbaşı emeklisi Süleyman Efendi'dir. Süleyman Efendi, oğlunun doğumundan 5 yıl önce (1840) Harbiyede öğrenci iken Babası Bayatlı Hamza oğlu Hacı Ali ölmüş ve mirası bir yedd-i emine teslim edilmiş olması nedeni ile Mazhar Paşa soyunun Bayat bucağın'dan olduğu anlaşılmaktadır. Süleyman Efendi Karahisarda ölmüştür. Mazhar Paşa İlk ve Orta Öğrenimini Memleketimizde yaptıktan sonra Tıbbıye'ye gitmiş ve H.1285 (M.1869) ‘de Yüzbaşı olarak Tıbbıyeyi bitirmiş, H.1287 (M.1871)'de fen-cerrahi öğrenimi için Fransa'ya gönderildiğinde memleketimizde teşrih (anatomi) ilimin yetersiz olduğunu bildiği için teşrih (anatomi) profesörü Sappely ‘den ders almaya başlamış ve kısa bir sürede sınıf 2. si olarak diploma almayı başarmıştır.

Sarhoşoğlu Ömer Vehbi PAŞA

Ömer Vehpi Paşa, Afyonkarahisar Ulu Camii (Bedrik) Mahallesi'nden Sarhoşoğulları'ndan Tabak Ağa'nın oğludur. İlk ve (medrese) öğrenimini memleketinde yaptıktan sonra askerliği heves ederek Harbiye'ye girdi. Harbiye okulunu birinci derecede bitirdi. Harbiye'yi 1-10. olarak bitirenlerin Kurmay Okulu'na alınması sebebiyle Kurmay Okulunu da Birincilikle bitirerek subay oldu.
Ömer Vehpi Paşa, Sivastopal savaşlarında Kurmay olarak bulundu. Sonra 1861 yıllarında Bosna-Hersekte Karadağ ayaklanmalarında görev aldı ve Bosnada evlendi. R.1312-1314 (M.1894-1896) yıllarında Tesalya Kıtası komutanı Müşhir Ethem Paşanın Lavazım Amiri (Ordonat) olarak Yunan savaşlarına katıldı. 2 yıl sonra Yani 1898-1899 yıllarında şark vilayetlerindeki ayaklanmaya karşı Serdar olarak atandı. Burada güvenliği sağlayarak başarılar kazandı. Bunun üzerinde bir üst derece ile İstanbul da Saray-ı Hümayum muhafızlığına getirildi. Genel Kurmay Başkanı oldu. 2. Abdülhamitin güvenini kazanarak bu görevinde uzun süre çalıştı.

İbrahim Türabi

Bektaşi Melami halk şairlerinden olan İbrahim Türabi Afyon’a Tuna vilayetlerinden geldi. İyi bir eğitim almış olan Türabi burada alim, şair ve aydın kişilerle kısa zamanda kaynaştı, dostluk kurdu. Şair Vehbi, Dehşeti, Şeyh Kemal Çelebi, Alim Hafız Ali Rıza bunlardandı. Ciloğlu Deli Bekir (Harabi) de müridlerindendi. 1875’te vefat eden Türabi, kuvvetli bir üsluba ve akıcı bir dile sahipti. Aşıkane ve dervişane şiirlerden oluşan divanı ölümünden iki sene sonra Matbaa-i Amire’de basıldı. Türabi’nin hiciv alanındaki başarısına şu şiiri güzel bir örnektir.
“Selâmet köşesin tutsam bu bir şaşkın gedâ derler,
Kemâl-i rütbe kesbetsem aceb tarz-ı edâ derler,
Otursam ârifâne söylesem mir-i kelâm olsam
Kamu halkı usandırdı yalancı dâimâ derler
Eğer sâkit olup bir kimseye sohbet dimez isem
Tekebbür kendini almış derûnu pür-riyâ derler
Sim ü zer derdine düşsem diyeler ehl-i dünyâdır
Bu derviş olmamış hâlâ işi bâd-ı hevâ derler
Yakında olmasa hizmet çıkıp terk-i diyâr etsem
Kamu halkı dolandırdı kaçan deyne revâ derler
Türâbî âleme kendin beğendirmek ne mümkündür
Cehâletten berî ol kim buna âlem fenâ derler”

Kamil Miras

Büyük Kamil Miras, 1874 tarihinde Afyonkarahisar'da doğmuştur. Ahmet Efendi'nin oğlu olup, Mirasoğlu sülalesindendir. İlk ve orta öğrenimini Afyonkarahisar'da tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi'ne girmiş ve Ulum-i Aliye-i Diniyye Bölümünden mezun olmuştur. Bayezid Camiinde ders okutuyor iken, II. Meşrutiyetin ilanının müteakip yapılan şeçimlerde, Afyonkarahisar Mesubu olmuş ve Osmanlı Mebusan Meclisi'nde ilimizi temsil etmiştir.
Bir din bilgini olarak, bu alanda hizmetler yapmakta iken, 1923 yılında, Aftonkarahisar Mebusu seçilmiş ve TBMM'ne girmiştir. İkinci TBMM'nin açılışında Kur'an'dan Ayet okuyup, dua eden Kamil Miras, Ankara'nın başkent oluşu ile ilgili kanun teklifine de ilk imzayı koyanlardandır. Prof. Miras, bir dönem Mebusluk yaptıktan sonra bir daha aday olmayıp, dini ve ilmi çalışmalara yönelmiştir.
Prof. Miras, 26 Haziran 1940 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı müşavirliğine atanmış, bu görevde üç yıl bulunduktan sonra, 24 Nisan 1943 tarihinde emekliye ayrılmıştır.
Miras, 30 Nisan 1957 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir. Kur'an'ı Kerim'in Türkçe'ye tercüme ve tefsir edilmesi fikrini ilk kez ortaya koyan Prof. Miras'tır.Nitekim, Mebusluğu döneminde Meclise verdiği bir kanun teklifi kabul edilmiş ve oybirliğiyle alınan bu karar gereğince Elmalılı Hamdi Yazır tarafından “ Halk Dini Kur'an Dili” adıyla hazırlanan dokuz ciltlik tefsir Diyanet İşleri Başkanlığı tarafıdan yayımlanmıştır. Bunun yanısıra Buhari Tercümesi de TBMM tarafından kabul edilmiş, bu muhteşem eserin ilk üç cildi Ahmet Naim, dokuz cildi ise Kamil Miras tarafından tercüme edilerek basılmıştır.

Zihni Çercel

Şâir,yazar.1904’te Afyon’da doğdu. Afyon ve Antalya’da okudu. 1922’de öğretmen olarak göreve başladı. Babası Müderris Hilmi Efendi’dir. Dedesi şâir Ali Feyzî Efendi’dir. 42 yıl, çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. Yazı hayatına “Nur” Dergisinde (Afyon’da) başladı. Şiirleri ve hikayeleri yayımlandı. Ebussuut Kâni imzasıyla kadîm tarzda mizah yazıları yazdı. Başta Taşpınar olmak üzere çeşitli dergi ve gazetelerde yazdı. Bir süreTaşpınar Dergisinin idareciliğini yaptı. Akbaba’da Çengel imzası ile de şiirleri çıktı. Aruza ve heceye hakimdi. Osmanlıcaya vâkıftı. Daha ziyade mizahi eserler verdi. Kuvvetli bir heccavdır. O, kişilerden ziyâde olayları hicvetti. Cumhuriyet ve Yeni İstanbul gazetelerinde düz yazıları çıktı. “Ne Çare Yetişilmez” başlıklı şiiri Türk Edebiyatında Mizah Örnekleri Antolojisi’ne alındı.

Deli Bekir

Genellikle halkın sorunlarını dile getirdiği şiirlerinde “Harab” ve “Harabi” mahlasını kullanan şair Turabi’nin etkisinde kalmış, koşma, destan ve hicivleri ile ünlenmiştir. Bu şiirlerinin bir kısmı Afyonkarahisar Gedik Ahmet Paşa Kütüphane’sinde el yazmaları arasında yer alır. Edebiyatımızda özellikle 19. Yüzyılda adı geçen birkaç Harabi mahlaslı şairden birisi olan Afyonlu Harabi, Bektaşi halk şairi olup 1800’de Afyon’da doğdu. Bazı kaynaklarda bu tarih 1817 olarak geçmektedir. Deli Bekir, Ciloğlu ve Ciloğlu Deli Bekir diye tanınan Harabi’nin babası Ciloğlu Ali Sadık Ağa’dır. İlköğrenimini Afyon’da tamamlayan Harabi yüksek tahsil yapamaz. Bir yemenici yanında çırak ve kalfa olarak çalışır. Şiirlerinde Harab veya Harabi mahlasını kullanan şair, zamanında gördüğü haksızlıkları ve kötü kişileri mertçe hicveder. Mert, kamil, halkçı, vatanperver birisi olan Harabi, şiirlerinde kendi zevkinden ziyade halkın meselelerini dile getirir. Haksızlıklara göz yummaz, nemelazımcı değildir. Bir bakıma halkın gören gözü, duyan kulağı, söyleyen dili ve hisseden kalbi olur. Yine kendisi gibi bir Bektaşi şairi olan İbrahim Türabi’nin etkisinde kalan Harabi 1879’da vefat eder. Şiirlerinin büyük bir kısmı Afyon Gedik Ahmed Paşa Kütüphanesindeki el yazma cönklerdedir. Bu cönklerdeki deyişlerin çoğu da hicviyedir. Padişaha, vezire, mutasarrıfa, softa, hacı ve hocalara, halkı aldatan Ermeni’ye ve Rum’a yüreklice hicviyeler yazmıştır. Gördüğü ve yaşadığı bütün olumsuzlukları çekinmeden taşlayan Harabi’nin sözleri ibret verici sözler olduğundan kimse ona kızmamıştır. Harabi bir gün çarşıda gezerken kendisine sataşanlara:

Küçük Aşık

Küçük Aşık’ın menkıbevi hayatı, Halidiyye’nin Afyonkarahisar’daki tesisinden çok ötelere uzanan bir hikayeyi de barındırır. Leblebicinin oğlu Mehmed küçük yaşta ilim talebi yolunda, ana ocağı Afyon'u terk ederek İstanbul'a gelir ve bir müddet burada ilim tahsil eder. Daha sonra, ‘asrın müceddidi Mevlâna Halid Hazretlerini ziyaret etmek ve onun irfan meclisinde diz çökerek feyz almak’ hayaline kapılır. Zahiri ilimleri kafi miktarda tahsil ettikten sonra ruhundaki bu iştiyakla Mevlana Halid’in (1780-1827) cezbesine kapılan Mehmed’in Mısıra giden bir gemiye binerek yolu tutması kaçınılmazdır. Gemi Beyrut'a gelince Şam yolcuları inip kara yoluyla Şam'a geçerler.
“Gelin hey Gardaşlar Şam'a varalım
Şam'da olan makamları görelim
Cami Ümmiye'de namaz kılalım
Bir sahra yerdedir Cami Ümmiye
Bir sahra yerdedir Sultan Enbiya
Üç minaresi var birisi kısa
Kırk ayak merdiven çık basa basa
Ondan inecektir Hazreti İsa
Ne güzel makamdır Cami Ümmiye
Bir sahra yerdedir Sultan Enbiya ”

Süleyman Gönçer (1899-1980 )

Müzeci, Araştırmacı Yazar. Afyon Karahisar İline bağlı İscehisar Bucağı’nın Çukur Mahallesinde dünyaya gelmiştir. Afyon’da ilkokulu bitirdikten sonra Afyon İdadi’sine girmiş, Rüştiye bölümünü bitirdiği sırada yeni açılan Darül-muallim’e (Öğretmen okulu) 1915’te girmiş, 1919’da da bitirmiştir. Aynı yıl Bolvadin İlçesi Numune İlkokuluna atanmıştır. Ardından Bayat Bucağı, Sincanlı ve Taskırı (Polatlı) okullarında öğretmenlik yapmıştır.

İstiklal Savaşından sonra Afyon Merkez Rehberi İrfan ve Namık Kemal İlkokullarında öğretmenlik görevini sürdürmüştür. Bu arada Afyon’un tarihi, coğrafyası ve folkloru ile ilgilenerek 1928 yılında bu konudaki araştırmalarına başlamıştır. Afyon’da Eski Eserleri Sevenler Derneği başkanı olmuş, orada bir depo kurarak çevreden topladığı eserleri bir araya getirmiştir. Afyon İmaret medresesinde müze kurulması için 1931 yılında buraya atanmıştır. Taş medreseyi bir yandan müzeye elverişli hale getirirken onarımını yaptırmış, bir yandan da eser toplamıştır.

Askeri Gülaboğlu Mehmed Efendi

Niyazi Mısri’nin[1],
“Biz beş er idik çıktık bir günde yola girdik
Kırk yılda ere irdik bu sohbete irince”,
diye söz ettiği Ümmi Sinan’ın[2] yetiştirdiği beş erden biri olan Askeri’nin Divan’ındaki bir beyitten öğrenildiğine göre adı Mehmed, lakabı Gülaboğlu’dur. Şer’i mahkeme kayıtlarından Kütahya’nın bugün Altınbaş olarak bilinen Zemhe köyündeki medresede ilk tahsilini yaptığı, sonra da Kütahya’ya giderek tahsilini tamamladığı anlaşılıyor. Tasavvufa yönelerek Elmalı’da bulunan Ümmi Sinan’a intisap eder. Şeriyye sicillerinden anlaşıldığına göre onun 1655 senesinde Afyon’a gelerek Hisarardı Medresesine[3] müderris olduğu görülür. Şeyhinin yanında ne kadar kaldığı, icazet aldıktan sonra Afyon’a gelinceye kadar nerelere gittiği, ve Afyon’a nereden ve hangi sebeple geldiği hakkında yeterli bilgi yoktur. Onun,
“Taşıp derya gibi coşdu gönül bir dem karar etmez
Akıp sahralara düşdü gönül bir dem karar etmez
Gezer Şam u Buhara’yı matlubun arayı
Bulam deyu dil-arayı gönül bir dem karar etmez”, 
gibi mısralarında uzak beldeleri dolaşmış olduğu düşünülür. Afyon’a gidişinin bir davetle gerçekleştiği rivayet edilir. Delibaşı ve Katırcıoğlu ayaklanmaları dolayısıyla medreselerde hoca ve alim kalmamış olduğundan dolayı halk tarafından yapılan davet üzerine Afyon’a gelen Mehmed Efendi’ye medreseye gelir sağlayan Süğlün Köyü civarındaki Eynegazi Çiftliği tahsis edilir.
Kısa sürede şöhreti yayılmasıyla Hisarardı Medresesi talebe ile dolup taşar ve hatta talebelerin bir kısmı şehirdeki hanlarda kalarak derslere devam eder. Bu şekilde kırk yıla yakın bir süre hizmetten sonra 1693 yılında vefat ederek medresenin hemen yanındaki Çavuşlar Sultan Mezarlığına[4] defnedilir.
Onun evlenip evlenmediği, çocuklarının olup olmadığı bilinmiyor. Alim ve sufi bir şair olan Askeri’nin kaleme almış olduğu Divan’ında tamamen tasavvufi konuları işlemiştir. Eserin nüshalarının çokluğu tanınmış olduğunu gösterir.

[1]Niyazi Mısri
[2] Ümmi Sinan
[3] Hisarardı Medresesi
[4] Çavuşlar Sultan Mezarlığı

Hasan Basri

Önemli görülen ve bilhassa önceden sıkça ziyaret edilen türbelerden bir diğeri Seyyid Hasan Basrî Türbesi’dir. Seydiler Köyü’nde bulunmaktadır. Türbede bulunan on mezardan üçünün Hasan Basrî, hanımı ve oğluna ait olduğu, diğerleri hakkında bilgi sahibi olunmadığı nakledilmiştir. Seyyid Hasan Basrî, Halep’te öğrenimini yaptıktan sonra, Kırşehir’deki Hacı Bektaş dergahına uğrayarak burada da bir müddet tarikat eğitimi almıştır. arkadaşlarından Yârgeldi Sultan, Hayran Balı Sultan ve Karaca Ahmet Sultan’la Sahip oğulları ülkesi olan Afyonkarahisar’a gelerek, her biri takdir edilen köylerde birer zaviye kurmuşlardır. Seyyid Hasan Basrî de Seydiler (İnlice) köyünde zaviyesini kurmuştur. Yaptığımız incelemede, köy halkının rivayetine göre, burada Hasan Basrî’ye ait cami, türbe, hamam, aşhane, misafirhane, zikirhane, hastane ve bir de çeşmesi varmış. Kadiri tarikatına mensupmuş. Şu anda köyde cami, türbe ve çeşme bulunmaktadır. Diğerlerinin yıkılmış oldu
ğu, zaviyesinin ise 1924 yılına kadar hizmet verdiği anlaşılıyor. Halk bilgilerine göre, Hasan Basrî kuduza yakalanan hastaları tedavi etmiş, vefatından sonra da tedavi şekli günümüze kadar gelmiştir.

AFYONKARAHİSAR'DAKİ MEŞHUR KİŞİLER

Kadın Ana

Afyonkarahisar’da Kadınana ismiyle anılan üç kız kardeşe ait iki türbe bulunmaktadır. Kardeşlerden, Asiye Sultan’a ait olan türbe, Kadınana İlköğretim Okulu yanında, Ambar yolu başındadır. Kubbeli olarak yapılan türbenin kitabesi yoktur. Ancak, yapının XIII. yüzyıla veya XIV. yüzyıla ait olduğu anlaşılmaktadır. Yapıdaki gözlemlerden çeşitli tarihlerde tamir edildiği anlaşılmaktadır. Türbe üzerindeki kitabesinde, 1940 yılında tamir edildiği yazılıdır. Diğer kardeşlerden Melek Peyker ile Naime Gevher Hanım sultanların türbesi, Mevlevîhâne’nin batı tarafındadır. Bina taş duvarlı, ahşap tavanlı, çatısı kiremit örtülüdür. Türbe içerisinde beş kişiye ait sandukalı mezarlardan büyük olan Melek Peyker’e, yanındaki sanduka mezar ise Naime Gevher hanıma aittir. Arka bölümde olan üç küçük sandukalı mezarların kime ait oldukları belli değildir. Kadınanalar, Selçuklu hükümdarlarından Sultan III. Alaaddin Keykubat’ın kızlarıdır. Anadolu valisi olan Emir Çoban oğlu Demirtaş Bey 1318 yılında Konya’ya gelince Selçuk evlatlarından kim görülüp yakalandıysa katlettirmiş, ancak kaçanlar kurtulabilmiştir.